Daha dün bir ilk ile daha tanıştık…
Ve bir sevdiğimizi daha hamdolsun ilahi inançlarımız doğrultusunda, iman ettiğimiz üzere toprak altında biriktirmek için yanı başımızdan ayırdık. Elbette ki gönlümüzde ve anılarımızda ki yerlerini daha bir sağlamlaştırarak, daha bir derinleştirerek ve özellikle de daha bir zenginleştirerek…
Geçtiğimiz hafta, gerçekten ama gerçekten de bir insanın yaşayabileceği ender bir eğitim hayatı gibi yansıdı bizim yüreğimize.
Kadim halkımın ananelerinin başında gelen taziye ve yas tutma geleneğinin bir kolu olan, cenaze defin işleminin sonrasındaki adımı ve bu adım sürecindeki gelişmeleri buradan yazmamak, yarınlara yazık etmekle aynı kefede rahatlıkla taşınabilir.
Bu kadim şehrin yüceliğini her zaman dile getirmeye çalıştığımız, yakın çevremizce bilinen bir duygudur.
Bu duygu sayesinde de kışına başka bir sevda taşırız, yazına bir başka.
İnsanına ise daha bir başka…
Gayet normal bir durumdur ki; yas olunca ve sevenleri de bir araya gelince, acınızı paylaşmak için samimi ve içten olarak yanı başınızda da birilerini rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Bizim ilimizde bu durum normal şartlarda üç gün ile sınırlandırılmıştır.
Bu üç gün içerisinde; çok uzun zamandır birbirlerini görmeyenlerin veya küs olanların veya imkânlar dâhilinde bir araya gelemeyenlerin "fırsat bu fırsat" mantığıyla anında giriş yaptıkları ve kelimelerinin ara ara okunan dualarla kesildiği, derin bir muhabbet başlar. Hem de küs olanların da kendiliğinden barışmasına şahitlik ederek…
Neler yok ki bu muhabbet kazanında.
Siyaset, spor, ekonomi, magazin…
Ve hatta ilk kez şahit oldum, bilim!
Yanı başımda konuşuyorlar.
İşimiz bu ya, ister istemez kulak kesiliyoruz; grupta beş kişi var ve ikisinin akademik unvanlarının olduğunu çok iyi biliyorum. Ama konuşmayı sürdüren ve hatta yönlendiren şehirden esnaf bir abimiz. Ben ise yancıyım ama pür dikkat dinlemekle kalmayıp, kayıttayım…
-Kimsenin aklına gelmez ama adamcağız başka işi yokmuş gibi personelinin parasıyla da uğraşıyor. Birkaç kuruş fazla alsınlar diye bankalarla pazarlık tokasında.
-Onun sayesinde kurumun adı ilk kez ilimle, bilimle, sanatla, sporla ve hatta personel arasındaki çalışma huzuruyla anılmaya başlandı.
-Daha dün bir ilk ile daha tanıştık…
Muhabbet devam ediyor ama ben alacağım notları çoktan almıştım bile.
Her ne kadar çoğu bilginin alt yapısından haberimiz olsa da; bizler bile, gerçek kaynağın halkın bizzat kendisi olduğunu bilip yaşadığımız için bu duyduklarımızın şehir efsanesi olmadığını ve kulaktan kulağa yayılan, fısıltı gazetesi baskısı olmadığını çok iyi idrak edebiliyorduk.
Nasıl olsun ki?
Esnaf abimizin söylemlerine daha fazla dayanamayıp, fikrini beyan etmek için lafın arasına giren ve "neredeyse kırk yıldır üniversitenin içerisindeyim; ilk kez bu kapıdan içeri bir bilim adamı girdi ve adı gibi bilimle uğraşmaya başladı" diyen de bir profesör…
Adam koltuğun sadece adını kullanıyor, vakit bulup mecbur karşılaması gereken misafirlerinin olmadığı zamanlarda bırakın makam odasında bulunmasını, odasının yolunda bile değil.
Ama inanın şehirdeyse ve yerleşkenin içerisindeyse;
Kim bilebilir ki nerede ve hangi projenin ucundan tutmuştur.
Ya da bir personelinin, belki de bir öğrencisinin koluna girmiştir…
Hocamız, esnaf abimize dönüp; "daha dün bir ilk ile daha tanıştık" dediğiniz şeyin samimi olarak manasının farkında mısınız bilmem ama o bahsettiğiniz şeyi bizler, bu işin içerisindeki birileri olarak yıllarca bekledik…
Daha düne kadar bir fotokopi kâğıdı için dahi talep listeleri hazırlayan ve "ödenek yok" cevabı alan bizlerin, bırakın ilmi adım atmasını; ders için imza atmaya dahi korktuğumuzu hiç mi göremediniz?
Gerçekten de Atatürk Üniversitesi; şahsım adına söylenmiş samimi bir itiraf olarak kabul edin, özellikle de benim gibi düşünen binlerin olduğunu da bilin ki, gerçek anlamda ilk kez Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu'yla, yani bir bilim adamıyla çalışıyor.
Ve ekibinde de ciddi anlamda o yolda yürüyen örnekler, çok değerli hocalarımız, çok değerli birliktelikleri var. Duyduğunuz bu ilkler, gerçekten ilk ama asla son olmayacak adımların sadece birkaçıdır…
Sizler, bu başarıyı tesadüf ve parayla satın alınmış birer adım olarak sakın algılamayın. Tüm bu yaşananlar; bu kadim şehrin, hem de altın harflerle yarınlarında tarih sayfalarının içerisinde yer alacak ve bizlerin de şahitliğini yaptığımız güzel birer birikimdir…
Çok değil, kısa bir zaman sonra hepimiz yaşayacağız tüm bu güzellikleri…
Daha neler var!
…
Aslında bizler, bu işi âcizane yapmaya çalışan birileri olarak; kallavi toplantılar yerine, şişirilmiş rakamlar ve göstermelik malzemeler ile detaylandırılmış mekânlar yerine, her gün bir yas yerine gidip etrafı dinlesek ya da bir sabahçı kahvesinde bir demli çayın buğusunda şehrin insanına kulak versek var ya, ne malzemeler çıkacak fakında bile değiliz.
Yeter ki samimi olalım ve yeter ki; verilmek istenilen mesajı da yerinde ve zamanında görelim…
Büyükşehir Belediyesinin; Mehmet Sekmen Başkan nezdinde ve sadece bizim şehrimize ait olan cenaze hizmetlerinde atlamış olduğu çağı görmemek, körü-körüne fanatizm kokan bir siyasi inat ve nankörlükten başka ne olabilir ki?
İlçe Belediyelerinin de halka hizmet noktasında ve hizmet belediyeciliği kapsamında aynı rotada mesafe alarak, her mahallede koşullandırılmış ve içerisinde her türlü kolaylık imkânının sağlandığı; gerek taziye evi olarak kullanılan, gerek kültür evi olarak kullanılan ve gerekse mahallelinin sosyalleşmesi anlamında bir arada bulunmasına vesile olan bu tür yerleri inkâr etmek ve hor görmek, hatta hatta gereksiz bir siyaset malzemesi yapmak kime neyi kazandırır bir anlayamadık gitti…
Sohbet, bir an için "halkın bizim başkan diye hitap ettiği" Yakutiye Belediye Başkanı Mahmut Uçar'ın Erzurum'un kendisine has yanık sesiyle okuduğu dua ile kesilse de, farkında olamadığımız ve göremediğimiz detayın, tam da içinde olduğumuzu ne zaman anlayacağız, merak ettim doğrusu.
Valisi halkıyla içiçe ve yanında olan, belediye başkanlarının tamamının halkın içerisinde ve halkın ta kendisi olan, özellikle de rektörü ve emniyet müdürü halktan ve halkın içerisinde olan ve hatta hatta birçok siyasetçisine varana kadar omuz omuza aynı karede olan bir şehirde, ayrık otu gibi her durumu sözüm ona eleştirenlere prim verilmesi acaba (!) nedendir?
Çok iyi biliyoruz ki aynada kendilerine bakmadan, farklı alanlara çekmeye çalışan (!) birilerinin; halktan kopuk, sadece kendi zevklerine göre yaşamaları, kendilerini dev aynasının yansımasında gökten zembille inmiş bir varlık gibi göstermeye çalışarak, kendi halkından soyutlaması ise acizliklerinin sadece en küçük bir nişanesidir.
Etrafınıza baktığınızda onları çok rahat bir şekilde, hatta yanı başınızda görebileceksinizdir.
Sözüm ona birlikten ve beraberlikten bahsedenlerin, en basit bir birlik fırsatında dahi kendilerini ön plana çıkarma çabaları, "hep ben" baş göstermeleri, "hani ya ben" çırpınmaları ve resmedilecek karede sadece ve sadece görüntülerinin bulunduğunu görmek, onların ve özellikle de bu şehirde asalak gibi yaşayan şakşakçılarının nasıl bir eziklik içerisinde olduklarının delilidir.
Değil mi ki; yel değirmenleriyle çarpıştığı hayaliyle yaşayan, içimizdeki Don Kişot 'lardır bunlar. "Bravo başkan" diye alkış tutup bağıran Sanço Pançoların varlığı ise hiç bitmez bu şehirde…
Olsun varsın; bir ilk daha yaşadık ya, gerisi hikâye zaten.
Olsun varsın; bu şehrin gerçek anlamda düşünenleri var ya, gerisi de fasa fisodur zaten.
Olsun varsın; bu şehrin de, dün olduğu gibi bugün ve hatta yarınlarında da Don Kişot' ları eksilmesin zaten…
Yarın; kim-kimin yasını tutar bilmem ama bildiğim tek bir şey var, o da halkın yanında olmayanların, halkın içerisinde olmayanların kesinlikle ve kesinlikle bir gün unutulup gideceğidir.
Onlar unutulup gittiklerinde, yattıkları yerden "yok mu bizim için de bir Fatiha okuyan" diye serzenişte bulunduklarında; sırf Allah'ın rıza adına elbette birileri dua okuyup göndereceklerdir ama adlarıyla da, soylarıyla da kimselerin aklında olmayacaklardır.
Onlar, sonsuzluğun bilinmez bir noktasında; kibirlerinin pisliği içerisinde kaybolup gittiklerinde, halkı adına güzel adım atanların kabirlerine hayır dualarla birlikte nurlar dolacaktır.
Etrafında şakşakçılarla dolaşan Don Kişot 'lar ise yanlarında Sanço Panço ları olmadan gömülecekler hatırlatayım dedim.
İyi ki ölüm de var…
Bu arada daha dün bir ilk ile daha tanıştık derken, birileri merak edebilirler; Atatürk Üniversitesi, THE 2026 Alan Bazlı Sıralamalarda Yaşam Bilimlerinde Türkiye 1.'si Oldu.
Ne garip değil mi?
Birileri yel değirmenleriyle savaştığını zannederken yanı başındaki şakşakçılarıyla toplum bilinci aşıladığını zannıyla, rezaletlerini ortaya koyan resim verirken; başka birileri de gerçek anlamda savaşın içerisinde mücadele ile hizmetlerini ortaya koyduğu başarılarının farkında bile değil…
Olsun varsın birileri başkalarının adını kullanarak elde ettikleri yalancı cennetlerinde sözüm ona hizmet ediyoruz (!) niyetine yaşarken, başkalarının sırtına vurdukları nimetleri kendi varlıklarıymış gibi kullanırken ve utanmadan da bunun resmini halka reklam olarak servis ederken, bizler bu şehrin samimi hizmetkârları olanların gayretleriyle, daha dün bir ilk daha yaşadık ya yapacak, bir şey yok…
Olsun varsın; bir ilk daha yaşadık ya, gerisi hafızalarda bile kalmadan unutulup gidecek bir hikâyeden ibaret zaten.