Rekabeti çok seviyoruz ancak önce saygı…
Bugünlerde hem ülkemizde, hem de şehrimizde ne yazıktır ki spor ahlâkı maalesef yerlerde.
Gelinen bu noktadan spor camiasındaki hemen herkesin suçu var.
Burada amaç suçluyu bulmak veya yargılamak ve dahi cezalandırmak hiç değil. Şimdilik amacımız suçlu olan bizlerin; kendi içimizde, kendi muhasebemize göre sorgulanması dır.
Her mağlubiyetten sonra birine ceza kesmek kadar basit bir düşünce olamaz. Hatayı ilk etapta birilerine yüklemek yerine; neden ve niçin kaynaklandığını aramak, hataya sebep olan durumları ortadan kaldırmak gerekmez mi?
Ve
En önemlisi de,
Saygı…
Karşımızdakine saygı, düşünce değişikliğine saygı, davranışlara ve hatta kendimize saygı!
Üstelik saygı göstermenin en basit yolu da budur.
Kendimize saygı göstermemiz gerekmektedir. Kendimize saygı göstereceğiz ve karşımızda bulunanlara saygı göstereceğiz ve yine kendimiz saygı göreceğiz.
Kural bu; yani bizler saygı görmek istiyorsak, sadece saygı göstereceğiz…
Her ne yaparsanız yapın, hayatınızın her alanında kazanırken de kaybederken de yapmış olduğunuz davranışlar; sizin karakterinizi gösterir.
İnsan doğası gereği rekabeti çok sever ve hayatındaki tüm alanlarda da bu duyguyu taşır.
İş alanında, evimizde, yaptığımız hemen her türlü sporda rekabeti çok seviyoruz. Bazı toplumlar, bazı insanlar bu rekabeti içinde yaşamayı tercih ederken; bazıları da duygularını dışarı vurmayı tercih ediyor.
Doğu insanı ya da başka bir deyişle soğuk memleketin sıcak insanları olarak bizler de rekabeti çok seviyoruz.
Üstelik ne kadar hırslı ve istekli olduğumuzu göstermeyi daha çok seviyoruz.
Tabi ki bazı genellemeler var, ancak rekabet kelimesi bizim ülkemizde maalesef farklı alanlara doğru kaymaya başlamış bulunmaktadır. Kazanmak için her yolun mubah sayılabileceği, süreçten çok, sonuçların konuşulduğu bir duruma geldik. İçinde saygı barındırmayan bir rekabet, spor ahlakı ile bağdaştırılamaz.
Spor bir savaş değildir, spor bir kişinin bir kulübün ya da bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi hiç değildir.
Spor, kan davası ya da namus kavgası hiç mi hiç değildir.
Sporda insanlar, takımlar kurallar içinde mücadele eder kazanır ya da kaybeder. Bu galibiyetlere, mağlubiyetlere daha farklı anlamlar yüklemek son derece tehlikeli bir yaklaşım olur.
Sporda, kendi takım arkadaşına, rakibe, kendi teknik kadrona, rakip teknik ekibe, kendi yöneticine, rakip yöneticiye, kendi taraftarına, rakip taraftara, hakemlere saygı mecburidir.
Kazanırken de, kaybederken de; yapmış olduğunuz davranışlar, sizin karakterinizi gösterir.
Kazanan takım özellikle deplasmandaysa daha olgun ve sakin sevinmeli, yenilen takım üzüntüsünü şiddete çevirmeden yaşamalı. Ve en önemlisi de bu konular ile ilgili çok küçük yaşlardan itibaren spor ahlakı eğitimi verilmeli.
Futbolda rakibe 4-5 gol attıktan sonra durmak mı gerekir, yoksa gol atmadan pas yapmak daha büyük bir saygısızlık mı, diye her zaman tartışılır.
Gol atmak saygısızlık değildir. Saygısızlık; goller sonrası, galibiyet sonrası yapılan davranışlar ile ilgili bir durumdur.
Göstermelik fair play hikâyelerinden sıkıldık. Topu taca atıyorsun, o da sana atıyor herkes alkışlıyor falan, tam bir çadır tiyatrosu. Gerçekten saygı gösterdiğini kanıtlamak istiyorsan şayet maçın en kritik anında, skoru düşünmeksizin sporcu sağlığı ile ilgili bir jest yaparsın.
İşte o zaman senin samimiyetine inanırım.
SAYGILI KALABİLMEK DİLEĞİYLE...