Tarih: 04.03.2026 10:51

MİZAN / ​ENTELEKTÜEL MİYOPLUK

Facebook Twitter Linked-in

MİZAN / ​ENTELEKTÜEL MİYOPLUK
​"Bir musibetten mucizeye yolculuk..."
​Suat Umutlu / 04 Mart 2026


​Adına ne derseniz deyin yaşanan onca sıkıntı, kötülük, felaket, musibet karşısında ne sebebini merak ediyor ne de çıkış yolunu arıyoruz ki, "Neden?" ya da "Nasıl?" diyemeyen bu acizliğimizi inkâr da beyhude gibi...
​Bakınız,
Bir şairin şiir, bir yazarın öykü yazarken ve okurken;
Bir ressamın resim yaparken ya da başka bir resme bakarken hep düşünmediğini mi sanıyorsunuz?
Sen! Düşünmeden konuşabilir, eleştirebilir ya da birini sevebilir misin?
Bilmelisin ki, daha "ağzını açmadan önce beyninde şekillenir o sözler..."¹
​Nasıl ki,
Çorak iklimde iyi ürünün yetiş(e)meyeceği toprağın kaderi ise zihnimizin de kaderi olmuş hayata "miyop gözlüğü" takarak bakmaktan ne "ben" olabiliyoruz ne de "biz"...
​Taa asırlar öncesinden Batı felsefesinin kurucu ismi Platon, "İnsanlığın mutluluğu için ya filozoflar devlet başkanı olmalı ya da devlet adamları felsefe öğrenmelidir" derken; kararların günlük oy kaygısı veya kısa vadeli kârlara göre değil de etik, adil ve uzun vadeli verilmesi gerektiğinin altını çizmiş. Öte yandan Goethe de "En önemli şeyler asla en önemsizlerin insafına bırakılmamalıdır" demiş ama bilgeliğin kovulduğu, burnunun ucunu görürken ufuktaki yangının görmezden gelindiği ve "para var, güç var" egosunun altında ezilen insanoğlunu görünce; bu miyopluğun adeta bir dünya görüşü haline geldiği bir düzenden de söz edebiliriz ki, bu ahval ve şerait içinde; Acaba! "İnsanlığı nasıl kurtarabiliriz?" diye de sormak gerektiğine inanıyorum.
​Değerli okurlar,
Bir an için, İngiliz biyolog Charles Darwin, "Ne en güçlü olan ne de en zeki olan; değişime en çok uyum sağlayan hayatta kalır" derken, şimdi nefes aldığının bile farkında olmayan bir "toplum" düşünün...
​Bu; artık nasihatlerin bittiği, "bir musibet bin nasihatten evladır" diyerek sadece sistemin değil, insanın da rehabilitesini gerektiren acil bir durum değil midir?
Hatta, Devletin ve bireyin kendi içinde tutarlılığı oluştur(a)madığı ya da koru(ya)madığı her sistem çürümeye mahkûm olmaz mı?
​İşte, toplumsal erdem ve ahlak üzerine kurulu yönetim anlayışının öncülerinden Çinli düşünür Konfüçyüs insanoğluna rehberlik ederek "Dünyayı düzeltmek isteyen önce kalbini düzeltmelidir" derken neye işaret ediyor olabilir?
Goethe'nin, "Eyleme geçmiş cehaletten daha korkunç bir şey yoktur" sözü anlamlı ve manidardır ve mutlaka kulaklara küpe olmalıdır.
​Günümüzde,
Her yerde "adalet" diye bağırırken kendi iş yerinde çalışanının hakkını yiyenleri; liyakati savunurken kendi yakınına torpil arayanları, bilime karşı duran nice liyakatsiz insanları her daim görmüyor muyuz? Basit gibi görülse de, İtalyan devlet adamı Machiavelli'nin "İnsanlar mecbur kalmadıkça asla iyilik yapmaz" dediği o noktada; belki de bizi iyilik yapmaya "mecbur" bırakacak olan şey, o kaçınılmaz musibetlerin ta kendisidir. Bir anlamda "ben" ol(a)mayan, "biz" olmak nedir bilmeyen, anlamak istemeyen kibir abideleri çoğalmadı mı?
​Gerçekten,
Öğretmeninden mühendisine, anne-babadan yöneticisine kadar herkesin hem kendisiyle hem de cehaletiyle yüzleşeceği bir rehabilitasyon ve "nitelikli insan" seferberliği zaruri değil midir? Kendisini dahi yetiştir(e)memiş olanın, başkasını yetiştir(ebil)mesi mümkün olabilir mi?
​O halde,
Atatürk'ün, "Dünyada her şey için... en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözü hem pusulamız olmalı hem de sokakta, evde, tarlada, fabrikada karşılık bulmalıdır.
İşte burada bir diğer önemli olan; fikri hür, vicdanı hür nesillerin yetişmesi için o zihinleri besleyecek bir refah zemini de şarttır; zira karnı doymayanın aklı da hür ol(a)maz...
​Bu nedenle,
Atatürk'ün "Milli ekonominin temeli ziraattır" sözü hatırlanmalı, Thomas Jefferson'ın deyimiyle de "kalplerine gerçek erdem tohumlarını eken çiftçiler" toprağa dönmelidir zira, tarımsal kalkınma sadece ekonomik bir hamle değil, aynı zamanda psikolojik bir bağımsızlık savaşıdır da...
​Ne yapılmalıdır?
Bir taraftan Sokrates'in "sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez" uyarısı diğer taraftan Einstein'ın "özel bir yeteneğim yok, sadece tutkuyla meraklıyım" itirafı yolumuzu aydınlatmaz mı?
​Bilinmelidir ki,
Bir toplumda merak başladığı an biat biter, liyakat gelir, gerçek uyanış başlar ve neticede o köhne zihniyet yok olur. Artık miyop gözlükler çıkmış ve özgürlük nefes almaktadır ve "her şeyi bildiğini sanan" o kibirli cahiller de köle kalmaya devam edeceklerdir. Ne zaman ki, karşılaştıkları her musibetin düşünmeyen miyop yığınlardan geldiğini görürler ve bunu yok edecek tek silahın ise "merak" ile gelen sorgulama olduğunu anlarlar işte o zaman onların da kurtuluşu mümkündür.
​Bu kolay mıdır yoksa uzun bir süreç midir noktasında Blaise Pascal'ın bir uyarısı var: "İnsan, sonsuzun yanında bir hiç, hiçin yanında bir bütündür; hiçlik ile sonsuzluk arasında ortadadır ve her ikisini de anlamaktan sonsuz uzaktadır."
​Yani,
Bu devasa evrende bir 'hiç' olduğunu unutup, gücün verdiği ego ile kendisini 'her şey' sanma gafletine düşenlere sözümüz olsun: kurtuluş, o iki uçurum arasındaki yerinizi doğru tayin etmenizle başlar...
İngiliz filozof Francis Bacon, "Bilgi güçtür" diyor, bu nedenle bir musibeti bir uyanış yolu olarak gör ve merak et! Hepsi bu...
​Unutma,
Doğru eğitimle insan olunur, "insanî" yaşanır ve sadece kalbi vatan, aklı bilim, ruhu merakla dolu "yetişmiş" biri zafere ulaşabilir. Herakleitos'un dediği gibi: "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."
​Değerli okurlar,
"Miyop" bir toplumun musibetten kurtuluşa uzanan mucizevi yolculuğunda, "cehaletin katili" merak edip düşünmek ve sorgulamaktır. Bununla birlikte köhne bakış açımızı değiştirmek ve yönümüzü ufka çevirmeyi de unutmamalıyız.
​Acaba!
".....
Gelecek belirsiz, geçmiş sisli.
Ya şimdi?...
O, zavallı kalmış.
Geçmişe saplanıp kalmaktan, geleceği merak edip beklemekten, 'şimdi' öksüz kalmış; yaşanmamış.
Yaşanmadan, geçmişin kör kuyusunun içine kayıp... İçinde kayıp...
Keşkelerde kayıp...
....."¹
olmak mı?
​İşte son sözümüz: "Kuyu ne kadar derin olursa olsun, eğer ip kısaysa su çık(a)mayacağı gibi; zihni çorak bir iklimde de asla iyi ürün yetişmez."
​Merak et,
Oku, düşün, sorgula!
Zira, "merak, cehaletin katilidir" ve şu bilgi kirliliği çağında en çok ihtiyacımız olan panzehirdir.

​Suat Umutlu
04 Mart 2026

Dipnot;
​¹ Değerli katkıları nedeniyle Ayten Özkan'a teşekkürler.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —