Öyle bir zamandayız ki, tuttuğunu öpmek artık marifet sayılıyor. Kim mi tutuyor? Elbette güç sahipleri, bağlantısı olanlar, şansı bol olanlar… Onlar tutuyor, öpüyor, bir de utanmadan "başarı" diye reklamını yapıyor. Biz mi? Biz seyirci koltuğunda patlamış mısır eşliğinde izliyoruz.
İroni burada gizli: Adalet var gibi, ama sadece kağıt üstünde. Hukuk var gibi, ama uygulama çok başka. Vicdan var gibi, ama güncellemesi gecikmiş. Yani tutulan öpülüyor; biz de, "Aman canım, her zaman böyle oldu zaten," diyerek avunuyoruz.
Bir zamanlar kurallar herkes içindi. Şimdi mi? Sadece "tutabilecek olanlar" için. Trafikte kırmızı ışık mı? Bağlantın varsa yeşil gibi geçersin. İş yerinde terfi mi? Yakın dostunu kayırırsan sorun yok. Siyasette mi? Merak etme, dostunu koltuğa oturtursun, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Adalet, ahlaki pusula, vicdan… Hepsi vitrin malzemesi artık. İşin ironisi, çoğu insan hâlâ bu vitrinlere bakıp "Ne kadar düzgün bir sistem!" diye düşünüyor. Bizim jenerasyon ise kahkaha atıp kafamızı sallıyor: "Tuttuğunu öpmek bir marifet, ama biz hala adalet bekliyoruz."
İş sadece devlet veya büyük şirketlerle sınırlı değil. Sosyal hayatta da benzer bir tablo var:
Arkadaş grupları: Kim güçlü, kim parası olan, onun sözünü herkes dinliyor.
Mahalle kültürü: Kim kime borç veriyor, kim kimin kapısını çalıyor, belirliyor.
Dijital dünya: Takipçi sayısı yüksek olan, attığı tweet veya post ile trendi belirliyor.
Yani "tutan tuttuğunu öpüyor" sadece siyasi veya ekonomik bir gerçek değil, günlük hayatın her köşesinde karşımıza çıkan bir fenomen.
Bütün bunlar ciddi görünse de, mizah bir tür savunma mekanizması. İnsanlık, acı gerçeği kabullenmek yerine gülüp geçmeyi seçiyor. Çünkü "tutan tuttuğunu öpüyor" dedikçe, biz de kendi küçük zaferlerimizi kutluyoruz: Bir köşe yazısı yazmak, bir fıkra anlatmak, sosyal medyada taşlama yapmak…
Örnek mi? İş yerinde patron en yakınını kayırıyor, biz kahve molasında "Vay be, tuttuğunu öpmüş!" diye fısıldıyoruz. Bu küçük kahkaha, günün sert gerçeklerini yumuşatıyor, ama adalet eksikliğini değiştirmiyor.
Öyle bir zamandayız ki, tutan tuttuğunu öpüyor. Ama biz, izlemekle yetinmek zorunda mıyız? Hayır. Kahkaha ile taşlamak, sosyal medya üzerinden görünür kılmak, farkındalık yaratmak elimizde. Tutulan belki öpülecek, ama söz hakkımız, fikir hakkımız hâlâ bizim.
Adaletin geciktiği, vicdanın güncellenmediği bir dünyada, mizah ve taşlama silahımız olabilir. Tutulan öpülsün, ama biz de kendi hakkımızı, kendi zekamızı ve kahkahamızı öpebiliriz. Sonuçta, gözlemci olmak sıkıcıdır ama taşlayan ve gülen biri olmak unutulmazdır.