Gece çökerken gökyüzü aydınlanıyor.
Ama bu bir bayram ışığı değil.
Başkent Tahran'da duyulan her patlama, bir ekran görüntüsüne dönüşüyor.
Bir şehir kararıyor, bir görüntü viral oluyor.
Sirenler çalıyor.
Camlar kırılıyor.
Elektrikler kesiliyor.
Ve dünya izliyor.
Savaşın görünen yüzü tam olarak bu:
Duman, korku ve kesilen hayatlar.
Ama aynı anda, başka odalarda ışıklar hiç sönmüyor.
Haritalar açılıyor.
Rakamlar konuşuluyor.
Petrol akışı hesaplanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri bir karar alıyor:
Denizdeki petrol satılabilir.
Bombalar düşerken bile ticaret durmuyor.
Savaş sürerken bile hesaplar kapanmıyor.
Bir yanda kayıplar sayılıyor,
diğer yanda kazançlar.
Bir çocuk için savaş: korkudur.
Bir asker için: emir.
Bir siyasetçi için: strateji.
Bir şirket için: fırsat.
İşte savaşın iki yüzü burada ayrılıyor.
İran için yıkım,
başkası için denge.
Bir şehir yanarken,
başka bir yerde fiyatlar yükseliyor.
Ve kimse bunu yüksek sesle söylemiyor.
Bugün patlama vardır, yarın anlaşma.
Bugün siren vardır, yarın imza.
Ama değişmeyen tek şey:
Savaşın kendisi değil, mantığıdır.
Görünen yüz hep aynıdır:
Duman, acı, kayıp.
Görünmeyen yüz ise hep aynı kalır:
Hesap, çıkar ve sessizlik.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
Savaş bazen cephede değil…
en çok görünmeyen yerde kazanılır.