SELE KAPILANLAR VE AKLIMA TAKILANLAR!..
Prof. Dr. Süleyman Çelik
Son yıllarda, iklim değişikliği ve yanlış yapılaşma gibi etmenlerin de etkisiyle sık görüyoruz: aşırı yağışların oluşturduğu seller, köprüleri, yolları, evleri, hatta barajları vs. yıkıyor; önüne çıkan her şeyi sürükleyerek alıp götürüyor!..
Destekledikleri sivil toplum örgütleri, reklam vd. yollarla güdümleri altına aldıkları medya, tasarımladıkları (dizayn etikleri) partiler, etki ajanları vs. aracılığıyla, algı operasyonları oluşturabilen emperyalist güç odakları da istedikleri zaman, benzer şekilde, kitleleri seller gibi önüne katıp sürükleyerek istedikleri yere götürebilmekte, istedikleri kişileri parlatıp öne çıkarabilmekte ve toplumları yönlendirip yönetebilmektedirler…
*
"Ölünün ardından kötü konuşulmaz" sözü, toplumumuzda töre olmuş!..
Ama bunun yanlışlığı da anlaşılmış olmalı ki "kör ölür, badem gözlü olur" atasözü ortaya çıkmış!..
O halde, özellikle görevleri, yaşamları, konumları nedeniyle sürekli halkın önünde olan/ medyatik denilen, topluma mal olmuş kişiler, yaşarken olduğu kadar öldüklerinde de eleştirilmelidir. Eğer eleştirilmezlerse topluma, özellikle gençlere, kötü örnek/ rol modeli olurlar.
Sonuçta, badem gözlü sanıp körlerin peşine takılanlar, kavalcının peşine takılan fareli köyün farelerinin akıbetine uğrarlar!..
*
Sırrı Süreyya Önder'in ölümü ve cenazesi böyle bir sel etkisi yaratmış ve kitleler tören alanına, camiye, mezarlığa akmış, medyada günlerce konuşulmuştu…
Cumhuriyeti yıkmak isteyen, bebek katili Terörist Başına "babam" diyen bu adamın cenazesinin oluşturduğu övgü seline, Cumhuriyeti kuran partinin, başta genel başkanı olmak üzere tüm üst düzey yöneticileri bile kapılmışlardı!..
O zaman söylemlerini/ eylemlerini eleştirenlere, sele kapılmış insanlar çok kızmış ve eleştirenlere küfretmişlerdi…
Neymiş?
"Sırrı Süreyya PKK'lıymış" ama, "çok hoşsohbet ve esprili" bir insanmış. "Herkesle diyalog kurabiliyormuş" vs…
Beyinler öyle kontrol altına alınmıştı ki sağlıklı/ mantıklı/ rasyonel düşünmeleri olası değildi!..
*
İlber Ortaylı'nın ölümü ve cenazesi daha da büyük bir övgü seli yarattı…
Yandaş ya da muhalif, tüm televizyon kanallarının yanında, sosyal medyada da övgü yarışı başladı…
Yaşamında tek bir kitabını, hatta yazısını okumamış, tarihten de habersiz olduğu belli olan insanlar bile, "tarihi ondan öğrendiklerini" söylüyorlardı!..
Böyle zamanlarda marifet, Kipling'in "Eğer" şiirini anımsayıp, sele kapılmadan, kalabalığa uymadan, sağduyunu koruyarak, eleştirel akılla düşünüp/ araştırıp, sorgulayarak oluşturduğun kendi fikrini söyleyebilmektir!..
Bununla birlikte, kalabalıklar bir anda aynı cümleleri kurmaya başladığında, bazen en dürüst şey kendi düşünceni koruyarak susmak; selin bitmesini, selden çıkan insanların akıllarını kurutmalarını ve kendilerine gelmelerini/ sağduyularını kazanmalarını beklemektir!..
Aradan bir hafta geçti. Ramazan da bitti. Beyinlere giden kan şekeri de normale dönmüş olduğuna göre, "artık insanların sağduyu ile düşünebileceklerini varsayarak, biz de fikrimizi söyleyebiliriz" diye düşündüm ve İlber Ortaylı hakkında yazmaya karar verdim…
Kusur işliyorsak affola!...
*
İlber Ortaylı'nın çok iyi eğitim almış, çok zeki, çok dil bilen, çok bilgili, çok birikimli, çok donanımlı bir tarihçi ve entellektüel olduğu, tarih bilgisinin yanında genel kültürünün de çok yüksek olduğu doğrudur!..
Öte yandan İlber Ortaylı'nın Fethullah Gülen ile ilişkisi olduğu da doğrudur. Geçmişte, Fethullah Gülen Cemaatinin tv kanallarında Fethullah'ı ve yurt dışındaki okullarını övücü konuşmalar yapmış olduğu, bu okulları birlikte ziyaret ettiği Fethüllahçı veya Fethullahçılarla işbirliği içinde olan AB-D yandaşı/ mandacı liberaller/ İkinci Cumhuriyetçilerle ortak kitaplar yazmış olduğu bilinmektedir. Bu kitaplar halen piyasada satılmaktadır.
Hatta Fethullah Gülen ABD'ye gittiğinde, ya da müritlerinin deyimiyle hicret ettiğinde de Pennsylvania'ya kadar giderek görüştüğünü gizlememiş, tersine bizzat kendisi gazetecilere açıklamıştır. Bunların videoları da sosyal medyada dolaşmaktadır…
Bu ilişkiler çok bilindiği için olacak, ölümünden hemen sonra başlayan övgü selinin yanında, bunlar da eleştiri olarak, cılız bir su akıntısı gibi sosyal medyada dolaşmaya başladı!..
Sele kapılmış olanlar, "geçmişte kimler FETÖ ile ilişki kurmadı ki" diyerek, "o kadar kusur kadı kızında da olur" misali, eleştirenlere, "çeneni kapa ve sus" dediler!..
*
Geçmişte kanka oldukları ve laik demokratik Cumhuriyetimizi yıkmak için el ele çalıştıkları Cemaatçilere, aralarında taht kavgası çıkınca "FETÖ" (FethullahçıTerör Örgütü) adını verenler, "alnı secdeye değenden zarar gelmez, diye düşündük. Aldatıldık. Milletimiz ve rabbimiz bizi affetsin" deyip günah çıkardılar!..
Onlar aldatılabilmiş olabilirler.
Ama benim aklıma takılan, bu kadar eğitimli, zeki, bilgili, birikimli, donanımlı bir entelektüel; Milli Savunma Üniversitesi Rektörü, Sivil Korgeneral Erhan Afyoncu'nun deyimiyle, "allame" olan İlber Ortaylı gibi biri nasıl aldatılmış olabilir!?
Üstelik o bir tarihçi. Hem de Türkiye'nin en büyük tarihçisi!..
Eğer Ortaylı gibi biri de aldatılabilmişse, Cemaatin dershanelerine gitmiş/ ışık evlerinde kalmış olduğu için yıllardır hapiste yatan yoksul çocuklarının günahı ne?..
Ortaylı gibi biri Fethullahçıları, "alınlarının secdeye değip değmediğine bakarak" değil, tarihten ders çıkararak değerlendirmiş olmalı!..
Örneğin, gezip gördüğü, hakkında kitaplar yazdığı Cemaatin okullarını, Türkçe olimpiyatlarında, yarım Türkçesiyle şiir okuyan birkaç siyahi çocuğu görünce, ulusal duyguları kabarıp ağlayan romantik yurttaşlar gibi değil, ABD vd. emperyalistlerin 19. Yüzyılda Osmanlı'da açtıkları misyoner okulları ve bu okulların işlevleri ile karşılaştırarak değerlendirmiştir, sanırım!..
Emperyalistlerin böyle okulları artık kendilerinin açmadıklarını, taşeron kullandıklarını, böylece giderlerinden de kurtulmuş olduklarını da bilmiyor olamaz!..
Emperyalistlerin, işlerine yaramayan/ kullanmadıkları bir insanı, hiçbir zaman kucak açarak ülkelerinde ağırlamadıklarını da Ortaylı'nın çok iyi bilmesi gerek!..
Gene İlber Ortaylı Atatürk'ün, "efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti tarikatlar, cemaatler, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz" dediğini de iyi bilir…
Üstelik Ortaylı'nın o kitapları yazdığı yıllarda, Fethullah'ın müritleri ya da imamlarıyla yaptığı gizli toplantılardaki konuşmalarının kasetleri çoktan ortalığa dökülmüş, televizyonlarda günlerce tartışılmış ve cemaatin amacının laik demokratik Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkmak olduğu, açıkça anlaşılmıştı…
Hatta Milli Güvenlik Kurulu'nda, "Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetlerine karşı 'eylem planı hazırlanması' ve 'ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılması' tavsiye kararı" da alınmıştı…
O zaman televizyonlardaki tartışmalarda bu tehlikelere dikkat çekerek halkı uyandırmaya çalışan vatansever aydınların hepsi bedel ödediler...
Örneğin, hazırladığı "Siyaset Meydanı" programında bu gizli kasetleri dinleterek tartışmaya açan Ali Kırca ile Fethullah Gülen hakkında dava açan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, kaset komplolarıyla kenara atıldılar…
Böyle programlarda konuşmalar yapan, konferanslar veren E. Org. Şener Eruygur ve Kemal Yavuz ile Türkan Saylan ve Gülseven Yaşer gibi bazıları Ergenekon Davasının sanıkları arasına sokuldular…
Fethullah Gülen ile Cemaati ve okulları hakkında en çok araştırma yapan ve dolayısıyla Türk halkını ve ilgilileri uyandıran Dr. Necip Hablemitoğlu oldu…
İlber Ortaylı gibi bir Kırım Türkü olan Dr. Hablemitoğlu, Türkiye dışındaki Türk toplulukları ile ilgili çalışmalar yaparken dikkatini, buralardaki Cemaat okulları çekti. Yakından incelediğinde, Amerikalı öğretmenlerle dolu olan bu okulların tamamen CIA güdümünde olduğunu saptadı.
Araştırmalarını Türkiye'de de sürdürerek derinleştiren Hablemitoğlu, Cemaat mensuplarının yalnız CIA ile değil, İngiliz MI6 ve Alman BND örgütleriyle de ilişki içinde olduklarını, bu devletler adına gönüllü casusluk yaptıklarını gözledi. Devlet içindeki kritik kadroları tuttuklarını ve silahlı örgüt halini almaya başladıklarının saptadı…
Gözlem ve saptamalarını çeşitli gazeteler ile Yeni Hayat ile Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergilerinde yayımlayan Necip Hablemitoğlu, bu konuda iki de kitap yazdı: "Köstebek" ile "Şeriatçı Terör'ün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye".
Türkiye'de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda konuştu, sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı. Biz de Samsun ADD olarak kendisini iki kez davet ederek, Samsunluları aydınlatmasına yardımcı olduk…
*
"Arı kovanlarına çomak soktuğunu" bildirerek kendisini uyaran dostlarına, hep "Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak 'evet, değer' diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!" yanıtını verdi…
Sonunda onu uyaranlar haklı çıktı; "Türkiye Cumhuriyet'nin üniter ve laik yapısına göz dikenler" tarafından şehit edildi…
Işıklar içinde uyusun. Atatürk, Kuvayı Milliye ve devrim şehitleri ile Kırım'da Rusların hizmetine girip Çar tarafından soylu sanı verilenlerin tersine, Türklük için mücadele eden Gaspıralı İsmail vd. Kırım şehitleri yoldaşı olsun!..