Herkes sessiz… Bir bakıyorsun yanlışlar sıradanlaşmış, hatalar sırayla tekrarlanıyor. Eskiden "bu yanlış" demek cesaret isterdi, şimdi susmak norm haline geldi. İnsanlar kendi menfaatleri ve konforları uğruna gözlerini kapatıyor.
Sokakta, iş yerinde, okulda… herkes bir köşeye çekilmiş, sorumluluklar uçup gitmiş. Birkaç kişi hataya parmak bastığında, suskun kalabalık hemen öne çıkar: "Boş ver, işimize bakalım." Böylece hatayı düzeltmek değil, hatayı görmezden gelmek kültür haline geliyor.
Toplumun garip bir matematiği var: Hata yapılınca kimse suçlu değil. Sorumluluk almak yok. Patronu, komşusu, devlet kurumları… herkes hatanın farkında ama ses yok.
Sustuğun her an, yanlış yapan daha cesur oluyor. Hatalar büyüyor, zarar çoğalıyor. Sonra yine sessizlik… Bu döngü yıllardır sürüyor. Aslında mesele sadece birey değil; sistem de bu sessizliği ödüllendiriyor. Hata yapanın üstü örtülüyor, sorumluluk alanın sesi kesiliyor.
Sessizlik sadece bireyleri değil, toplumu da zehirliyor. Sesini çıkaramayanlar kayboluyor, gürültü yapanlar ise kazanıyor. Akıllılar sustukça aptallar yönetiyor; doğrular kayboldukça yalanlar manşet oluyor.
Bir toplumun değeri, susanların değil, ses çıkaranların cesaretinde ölçülür. Ama bizde çoğu zaman tam tersi. Sessizlik, kolaylık sağlıyor gibi görünüyor ama aslında sorumsuzluğun altın kaplaması.