Tarih: 21.02.2026 05:22

Siyasette Sorumluluk Krizi Derinleşiyor mu?

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye'de siyaset uzun süredir kriz dili üzerinden ilerliyor. Ekonomik dalgalanmalar, güvenlik sorunları, sosyal gerilimler ve adalet tartışmaları her gün yeni bir başlık üretiyor. Ancak dikkat çeken nokta şu: Sorunların çözümünden çok, sorumluluğun kime ait olduğu tartışılıyor. İktidar geçmişi işaret ediyor, muhalefet mevcut yönetimi hedef alıyor. Ortaya çıkan tablo ise çözüm odaklı değil, pozisyon odaklı bir siyaset görüntüsü veriyor.

Demokratik sistemlerde siyaset, yetki ve sorumluluğun birlikte yürüdüğü bir alandır. Yetki kullanan aktörler hesap verir; denetleyen aktörler alternatif üretir. Fakat denetim mekanizması zayıfladığında ya da siyasal rekabet yalnızca söylem üzerinden yürütüldüğünde sorumluluk duygusu geri plana itilir. Bu durum kısa vadede siyasi mobilizasyon sağlayabilir ancak uzun vadede kurumsal aşınma yaratır.

Yetki Artarken Denetim Zayıflıyor mu?

Son yıllarda yürütmenin karar alma kapasitesi hızlandı. Bu durum bazı alanlarda pratik avantaj sağladı. Ancak demokrasilerde hız kadar önemli olan bir diğer unsur denge ve denetim mekanizmalarının sağlıklı işlemesidir. Eğer yasama organı etkili bir denetim yapamıyorsa ya da yargı bağımsızlığı tartışmalı hale geliyorsa, sistemin meşruiyet zemini zedelenir.

Kuvvetler ayrılığı yalnızca anayasal bir prensip değildir; aynı zamanda siyasal istikrarın sigortasıdır. Güç yoğunlaştıkça denetimin de güçlenmesi gerekir. Aksi halde siyasi kararlar toplumsal uzlaşı üretmek yerine kutuplaşmayı derinleştirir. Toplumun farklı kesimleri alınan kararları hukuk temelinde değil, siyasi kimlik üzerinden değerlendirmeye başlar.

Bu noktada asıl soru şudur: Yetki genişlemesi reform mu üretiyor, yoksa yalnızca yönetim kapasitesini mi artırıyor? Eğer şeffaflık ve hesap verebilirlik aynı oranda güçlenmiyorsa, reform söylemi kamuoyunda karşılık bulmakta zorlanır.

Kutuplaşma Siyasete Nefes mi, Yük mü?

Siyasal kutuplaşma, kısa vadede partilere avantaj sağlar. Seçmen tabanı konsolide edilir, mobilizasyon artar, karşı taraf üzerinden kimlik inşası yapılır. Ancak uzun vadede bu strateji toplumsal zemini aşındırır. Uzlaşma kültürü zayıfladıkça ortak politika üretme kapasitesi düşer.

Ekonomik reformdan yargı düzenlemesine kadar birçok alanda geniş toplumsal mutabakat gerekir. Fakat her konu "biz ve onlar" çerçevesinde ele alındığında, teknik meseleler bile ideolojik tartışmaya dönüşür. Bu da reformların kalıcılığını tartışmalı hale getirir.

Demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Hesap verebilirlik, şeffaflık ve kurumsal denge en az sandık kadar belirleyicidir. Eğer siyaset yalnızca karşı tarafı zayıflatma üzerine kurulursa, sistem kişilere bağımlı hale gelir. Oysa güçlü demokrasiler, güçlü liderlerden değil güçlü kurumlardan beslenir.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey daha fazla slogan değil, daha fazla kurumsal güven üretmektir. Siyasi rekabet doğaldır; ancak rekabetin çerçevesi hukukla çizilmelidir. Yetki ile sorumluluk arasındaki denge yeniden kurulmadan, tartışmaların tonu değişse bile özü değişmeyecektir.

Asıl mesele şu: Siyaset çözüm üretme alanı mı olacak, yoksa sorumluluktan kaçma zemini mi?




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —