Hocalı hakkında yazılan "Neredesiniz 13'ler" kitabının tanıtımı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gerçekleştirildi. Karabağ olayları hakkında 27 kitap yazmış, Hocalı soykırımının canlı tanığı, annesi dekatledilmiş ve 50'den fazla akrabasını ve sevdiklerini kaybetmiş olan Seriye Müslümgizi kendisi de bu törene bizzat katıldı.

Etkinlik, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş'un himayesinde, Ankara'da faaliyet gösteren Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV) girişimiyle ve Azerbaycan'ın Türkiye Büyükelçiliği tarafından organize edildi. Kitap, büyükelçilik bünyesinde Azerbaycan Kültür Merkezi'nin kurulmasıyla Türkçe'ye de çevrildi.

Seriye Muslimgizi, tezadlar.az haber ajansına yaptığı açıklamada, Hocalı soykırımının arifesinde bu kitabın Türk kamuoyuna sunulmasına katkıda bulunan herkese minnettar olduğunu ifade ederek, kardeş ülke Türkiye'nin Karabağ Zaferi'nde Azerbaycan'a devlet, halk ve askeri güç olarak verdiği desteğin kendisini gururlandırdığını ve onurlandırdığını söyledi.
Dünyanın 15 ülkesinde düzenlenen "Hocalı için Adalet" çağrısına katılan yazar, bu kampanya kapsamında Türkiye'ye yaptığı ikinci ziyaretini şu sözlerle dile getirdi: "2016 yılında Sayın Erdoğan, AK Parti'de muhteşem bir konuşma yapmıştı. Sayın Erdoğan, soykırımı görmek istiyorsanız, masum insanların – annelerin, yaşlıların, çocukların, gençlerin – katledildiği Hocalı'ye bakın demişti… Türkiye'nin Türk dünyasının dünyaya açılan penceresi olduğuna inanıyorum. Türk kardeşlerimizin, özellikle de Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, sesimizi dünya topluluğuna duyurmadaki katkıları yadsınamaz. 34 yıldır neredeyse her yıl dünya topluluğundan "Hocalı için Adalet" istiyoruz. Ancak sadece mülteci, yerinden edilmiş ve sürgün hayatı yaşayanlar Hocalı trajedisini, baskıyı ve aşağılanmayı anlıyor. Her türlü zorluğu gördük, yaralarımız iyileşmedi. Bu nedenle, kendimizde güç bulduk ve kan pahasına mücadele ettik. Kahramanlarımız sayesinde 30 yıllık baskı ve işgalin üstesinden geldik, kölelikten, asaretten kurtulduk."

Ankara'da Azerbaycan Türklerinin en yoğun yaşadığı Keçiören ilçesinde dikilen Hocalı anıtı önünde düzenlenen anma töreninde konuşma yaptığını belirten Seriye Müslümgizi, etkinliğin organizatörlerine ve ilçe başkanı Mesut Özarslan'a teşekkür ederek anıt önünde yaşadığı hüzünlü anlarını şöyle dile getirdi: "Keçiören'deki anıt önünde konuşurken, Hocalı'da annemin mezarı bile olmadığını, oraya bir çiçek bırakıp teselli bulamadığımı söyledim. Keçiören'deki anıtı annemin ve gömülemeyen tüm Hocalı halkının mezarı olarak gördüm. Resmi rakamlara göre Hocalı'da toplam 613 kişi öldürüldü; bunların arasında 106 kadın, 70 yaşlı ve 63 çocuk bulunuyor. Ancak gayri resmi rakamlara ve bölgemizdeki nüfusun yaklaşık hesaplamalarına göre bu sayı daha yüksektir.

Sadece akrabalarım değil, şehit olanlar, yaralananlar, yerinden edilen herkes benim için çok değerli, ailem gibidir. Dünyaya sunduğum her kitapta, yazdığım karakterlerle birlikte onların acılarını, ıstıraplarını ve feryatlarını yaşıyorum. Bunlar "13'ler Nerede?" adlı kitabımda da yer alıyor. O kitaptan sadece şu gerçeği belirteceğim: Kayıplar arasında bir ailenin tek oğlu da var ve bir ailenin 3 oğlu da.. 13 kişiden 5'inin cesedi yakın zamanda bulunup defnedildi, diğerlerinin akıbeti ise bugüne kadar bilinmiyor. "Düşmanın Hocalı'ya ihaneti hançeri sadece benim kalbimi değil, tüm Türk dünyasının kalbini deldi diye düşünüyorum. Bu yüzden birliğimizi ve kardeşliğimizi güçlendirmeliyiz. Bu niyetle, 26 Şubat'ı bu kez yaralı Hocalı'mda değil, Türkiye'de anmaya karar verdim."

Azerbaycan ve Türkiye Baş Ombudsmanları Sabina Aliyeva ve Mehmet Akarça'nın TBMM'deki konuşmalarına dikkat çeken yazar, ayrıca endişesini de dile getirdi: "Sabina Hanım, Türk Parlamentosu kürsüsünden yaptığı konuşmada, Hocalı soykırımının iki etkili uluslararası kuruluş olan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın yanı sıra 17 ülke ve 17 ABD devleti tarafından da tanındığını söyledi. Mehmet Akarça, Türk devleti olarak, başkanlığını yaptığı kuruluşun, insanlığa karşı suç olan bu trajik vahşet olaylarının dünya hukuk sisteminde hak ettiği değeri görmesi için her zaman ortak işbirliğini desteklemeye hazır olduğunu belirtti." Türkiye Ombudsmanlık Kurumu, bu ülkenin parlamentosuna bağlı bir kuruluştur... Türk dünyasının hukukçuları olan Mehmet Akarça ve Sabina Aliyeva'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Hocalı soykırımının hukuken tanınması için girişimde bulunmalarını çok isterdim.

Çünkü Türk halkının ruhu mücadeleyle, hakikat için verilen savaşla şekillenmiştir. Ermeni diasporasının Türkiye'ye yönelik yanlış "Ermeni soykırımı" yanılgıları olsa da... Bu durumun Türkiye'de bir tereddüt yaratması ve bu beyaz yalanın dünyaya yayılması beni üzüyor. Sadece Hocalı'daki soykırım suçları bile Türk diasporasının dünyada birleşmesi için yeterlidir. Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in dediği gibi, Türk dünyası büyük bir ailedir, büyük bir potansiyele sahiptir, geniş bir coğrafyayı kapsar ve bir milletin iki diasporası olamaz. Biz büyük Bilge Kağan'ın çocuklarıyız. Bilge Kağan şöyle demişti: "Ey Türk milleti, titre ve kendine dön, kendine döndüğünde büyük olacaksın!" Türk birliği ve diriliği zamanı geldi. Örgütlenmemizi artırmalıyız. Her alanda sözde, dilde ve eylemde bir olmalıyız. 3 milyonluk korkak bir topluluk, sayısı on kat daha fazla olan büyük Türk milletine karşı ne yapabilir? Güç birlikten gelir. "Türk hükümetinin Hocalı soykırımını tanımasının zamanının geldiğine inanıyorum."
Son olarak, yazar ve yayıncı, Türkiye'nin başkentinde mezarı bulunan bağımsız Azerbaycan'ın kurucu lideri Muhammed Emin Resulzâde hakkındaki görüşünün basın tarafından yayınlanmasını istedi: "Ankara'daki Asri mezarlığında Muhammed Emin Resulzâde'nin mezarını ziyaret ettim. Mezarı başında, büyük ruhu için dualarımla birlikte, Türk dünyasının birliğinin ve dayanışmasının güçlenmesi dileklerimi ilettim. Her yıl Resulzâde'nin doğum günü olan 31 Ocak ve cenaze günü olan 6 Mart'ta, Türkiye'de okuyan öğrencilerimizin soğuk, kar, yağmur demeden mezarını ziyaret ettiklerini duydum. Kendi imkanlarıyla Türkiye'nin diğer şehirlerinden gelen yurttaşlarımızın, kurucu liderimize saygı ve haysiyetle saygılarını sunmalarından gurur ve onur duydum. Keşke ne Hocalı, ne Resulzâde, ne de diğer acı dolu günlerimiz sadece yıldönümlerinde değil, her zaman hatıralarımızda yaşasa. Çünkü ancak geçmişimizi unutmadan başarılı bir gelecek inşa edebiliriz." - yazar düşüncelerini şöyle bitirdi.
