Menü TÜM 1 HABER
Tarih: 23.03.2026 23:48
Yerimizde Sayan Başarı mı, Kaçırılan Fırsat mı?

Yerimizde Sayan Başarı mı, Kaçırılan Fırsat mı?

Facebook Twitter Linked-in

Dünya Kadınlar Curling Şampiyonası her yıl mart ayında düzenleniyor ve curling dünyasının nabzını tutan en önemli organizasyonlardan biri olarak öne çıkıyor. Avrupa'dan 7, diğer kıtalardan 6 olmak üzere toplam 13 ülkenin katıldığı bu prestijli turnuva, yalnızca sonuçların değil, ülkelerin spor politikalarının da aynası niteliğinde.

Türkiye, 2025 yılında Avrupa Şampiyonası'nı altıncı sırada tamamlayarak Dünya Şampiyonası bileti aldı. Aynı başarıyı Dünya sahnesinde de sürdürerek ilk altıya girdi ve play-off oynama hakkı elde etti. Japonya karşısında alınan 7-5'lik mağlubiyetle yarı finalin kapısından dönüldü ve turnuva altıncı sırada tamamlandı. İlk bakışta bu sonuç gurur verici görünebilir. Ancak biraz daha derine indiğimizde tablo düşündürücü bir hâl alıyor.

Bu yılın olimpiyat yılı olması nedeniyle birçok ülke Dünya Şampiyonası'na A takımları yerine B takımlarıyla katıldı. İsviçre, İsveç ve Kanada gibi curling altyapısı güçlü ülkeler, ikinci kadrolarıyla bile kürsüyü domine edebildi. Türkiye ise henüz bu seviyede rekabet edebilecek bir B takımına sahip değil. İşte asıl sorun da tam burada başlıyor.

Evet, ilk altıya girmek önemli bir başarıdır. Ancak rakiplerin önemli kısmının B takımlarıyla mücadele ettiği bir organizasyonda elde edilen bu sonuç, gerçek gücümüzü ne kadar yansıtıyor? Daha da önemlisi, 2023 ve 2024 yıllarında tüm ülkelerin A takımlarıyla katıldığı şampiyonalarda 10. ve 11. sıralarda yer almışken, bugün geldiğimiz nokta gerçekten bir ilerleme mi?

Veriler bize net bir şey söylüyor: Türkiye Kadın Curling Milli Takımı, 2022'den 2025'e kadar aynı sıralarda kalmış, aynı galibiyet sayılarını elde etmiş ve yerinde saymıştır. Ne bir gerileme var ne de bir sıçrama. Oysa aynı dönemde federasyona aktarılan bütçelerin ciddi şekilde arttığı biliniyor. Bu durumda sormak gerekiyor: Artan kaynaklar neden sahaya yansımıyor?

Sorunun bir diğer boyutu ise altyapı eksikliği. Dünya curlinginde söz sahibi ülkeler yalnızca A takımlarıyla değil, geniş sporcu havuzları ve güçlü altyapılarıyla fark yaratıyor. Türkiye'de ise henüz A takımını destekleyecek ikinci bir kadro dahi oluşturulamamış durumda. Bu da sürdürülebilir başarıyı imkânsız hâle getiriyor.

Erkek takımının Avrupa B Klasmanı'ndan çıkamaması ve karışık çiftlerde olimpiyat hayalinin eleme aşamasında sona ermesi de tabloyu tamamlıyor. Özellikle karışık çiftlerde verilen "%50 olimpiyat şansı" söyleminin gerçekleşmemesi, planlama ve hedef belirleme konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Sonuç olarak; altıncılık, tek başına değerlendirildiğinde bir başarı gibi görünebilir. Ancak bağlamından koparıldığında yanıltıcıdır. Gerçek başarı, rakiplerin en güçlü kadrolarıyla yarıştığı ortamda elde edilen sonuçlarla ölçülür. Türkiye curlinginin bugün ihtiyacı olan şey; günü kurtaran skorlar değil, uzun vadeli bir vizyon, güçlü bir altyapı ve sürdürülebilir bir gelişim modelidir.

Aksi hâlde, "başarı" diye sunulan sonuçların aslında yerimizde saydığımızın bir göstergesi olmaya devam etmesi kaçınılmazdır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —