Bugün, 8 Mart 2026 Pazar
  • BIST 100

    15703,40%-1,93
  • DOLAR

    44,06% 0,17
  • EURO

    51,19% 0,04
  • GRAM ALTIN

    7301,06% 1,68
  • Ç. ALTIN

    11854,23% 0,00

BABALAR GÜNÜ DENİNCE…

Babalar Günü denince, bundan 30 yılı aşkın bir süre önce yaşanan bir olay geliyor aklıma.

Köşe Yazarları 16.06.2025 10:28:00 0
BABALAR GÜNÜ DENİNCE…

 

Roza KURBAN

 

         Babalar Günü denince, bundan 30 yılı aşkın bir süre önce yaşanan bir olay geliyor aklıma. Aradan uzun yıllar geçmesine, o günden sonra hayatımızda büyük değişimler olmasına rağmen bu olay hiç aklımdan çıkmadı, aksine zaman geçtikçe olayı sorgulamaya, anlamaya çalıştım. Ben SSCB döneminde Sovyet okullarında eğitim gören bir Kazan Tatar’ıyım. Bilindiği üzere İdil boyunda hayatlarını sürdüren Kazan Tatarları, Türk Dünyası’nın bir parçasıdır. Birçok ortak değerler, ortak paydamız olmasına karşın yaşadığımız rejim, ortam, aldığımız eğitim, kutladığımız bayramlar farklıydı… 1995 yılında evlilik nedeniyle Türkiye’ye geldiğimde burada kutlanan bayramların başka olduğunu görüp çok şaşırmıştım. “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Sevgililer Günü” gibi hayatımda hiç duymadığım günler, bayramlar kutlanıyordu. Oysa bu günlerin Türklerle yakından uzaktan alakası yoktu. Buna karşın adı geçen günlerin bir Türk toplumunca benimsenmesi ve her sene büyük bir coşkuyla kutlanarak, alışveriş çılgınlığının doruk noktalara ulaşmasını sağlaması kapitalizmin bir getirisi olsa gerek. Bu günlerin aksine Yılbaşı’nın bir Hıristiyan bayramı olarak algılanması daha da ilginçti. Türkiye’de Yılbaşı, Hıristiyanların her yıl 25 Aralıkta Hz. İsa’nın doğum gününü kutladıkları yortu Noel ile karıştırılıyordu. Çocukluğumdan beri yılbaşı coşkusunu ve heyecanını kalbimde taşıyan birisi olarak Yılbaşı’nın bu şekilde algılanması beni çok üzmüştü. Çünkü çocukken yılbaşı demek, bir yaşına daha girmek, bir üst sınıfa geçmek, yani büyümek demekti. Bizim çocukluğumda okulun spor salonunun ortasında ormandan getirilen gerçek çam ağacı oyuncaklar ve ışıklarla süslenirdi. Çam ağacının etrafında daire oluşturur şarkılar söyler, oynardık. Dışarıdaki soğuk havaya, kar fırtınasına, buz tutan camlara aldırış etmeden gönlümüzce eğlenirdik. Bir de her yıl bizim için hediye paketleri hazırlanırdı. Paketin içinde şeker, bisküvi, gofret, ceviz, elma, mandalina gibi şeyler konurdu. Biz kuzey insanları olduğumuzdan mandalina gibi meyveler bizim topraklarda yetişmiyordu, ondan olsa gerek güneyde yetişen meyvelerin bizim için ayrı önemi vardı. Yılbaşı kutlandığı gün tüm spor salonunu mandalina kokusu sardığından, yılbaşı denildiğinde burnuma o mandalinanın kokusu geliyor. Bu şimdi de öyle, bir mandalina konusu aldığımda ister istemez çocukluğumda yaşadığım yılbaşı geliyor aklıma. 

 

         Neyse konudan fazla uzaklaşmadan Sovyet döneminde kutladığımız bayramlardan bahsedelim. “23 Şubat Sovyet Ordu’su Günü”, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”, “1 Mayıs İşçi Bayramı”, “9 Mayıs Zafer Bayramı”, “7 Kasım Ekim Devrimi Bayramı” kutladığımız resmi bayramlardandı. Resmi bayram olduğundan o günler tatildi. Sovyetler döneminde din yasaktı, ama inanan herkes namazını kılar, orucunu tutar, bayramını kutlar, kurbanını keserdi. Bunlar için tatil verilmezdi. Ayrıca Kazan Tatar Türklerinin milli bayramı olan ve ekim işleri tamamlandıktan sonra gerçekleşen “Saban Tuye” (Karasaban Düğünü) etkinliği vardı. Büyük bir neşe içinde gerçekleşen bu bayram için insanlar varını yoğunu ortaya koyar, çocuklarına yeni ayakkabı, yeni kıyafet almaktan geri kalmazlardı. Bu yenilikler için olsa gerek biz çocuklar Saban Tuye bayramını büyük bir sabırsızlıkla bekler, sabah erken kalkarak yeni kıyafetlerimizi giyer ve bayram yerine koşardık. Bayramlar çocuklar içindir, derler. Bizde de bayramlar çocuklar içindi. Türkiye’deki Ramazan, Kurban Bayramları bana bizim Saban Tuye’nı anımsattı. “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Sevgililer Günü” gibi bayramlar yoktu, onun yerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anneler günü, 23 Şubat Sovyet Ordu’su Günü ise babalar günü olarak kutlanıyordu. Geçmişte yaşadığım olay 23 Şubat ile ilgiliydi. Zaman içerisinde adı Kızıl Ordu Günü, Sovyet Ordu’su Günü olarak kutlanan bu bayram, 1991 yılının sonunda Sovyetlerin çökmesinden sonra adı değiştirilerek Silahlı Kuvvetler Günü olarak kutlanmaya devam etti. Sovyetlerin çökmesi kutlanan bayramları değiştirmedi, sadece bazılarının adı gündeme uygun şekilde değiştirilmişti. Zaten Sovyetlerin çöküşü ile ancak rejimin adı değişti, yani SSCB gitti yerine Rusya geldi o kadar. Zihniyet de, yöneticiler de, bayramlar da aynıydı, değişen pek bir şey yoktu… 

 

         Takvimler 1981 yılının Şubat ayını gösteriyordu… Sovyet okullarında, ilkokul 3 yıl, ortaokul 5 yıl, lise 2 yıl olmak üzere eğitim süresi toplam 10 yıldı. 1980–1981 eğitim yılının I.Dönemini geride bırakmıştık. Çevre köylerde sadece ilk ve ortaokul olduğundan, lise eğitimimizi eskiden il merkezi olan kasabadaki Rus-Tatar Lise’sinde alıyorduk. Farklı köylerden gelen öğrenciler aynı sınıftaydık, I.Dönem içerisinde birbirimizi tanıma fırsatı bulmuş, kendimize yakın olan insanlarla arkadaşlık kurmuştuk. Sınıf arkadaşlarımızın, tabiri caizse “kimin nesi” olduğunu öğrenmiştik. Derste başarılı öğrenciler olduğu kadar haylaz, yaramaz öğrenciler de az değildi. Zira Sovyet Dönemi’nde 10 yıllık eğitim zorunluydu. Şubat ayının ortalarıydı. Sınıfa Edebiyat Öğretmenimiz girdi ve “23 Şubat yaklaşıyor, bu vesileyle bugün ‘Benim Babam’ adlı kompozisyon yazacaksınız. Babanızın örnek davranışlarından söz edecek, babalarınızı tanıtacaksınız” dedi. Sonra, “Babası olmayanlar annelerini anlatsın” diye ekledi. İşte tam o sırada Ferit adında bir arkadaşımız sırasından ayağa kalktı, “Benim babam yok, ben yazmayacağım” dedikten sonra kitap defterlerini topladı, çantasını aldı ve kapıya doğru gitti. Ferit’in bu sözleri sınıfta soğuk duş etkisi yaratmıştı. Ne öğretmen ne de biz arkadaşları bir şey söyleyebildik, sadece şaşkın gözlerimizle onu sınıfın kapısına kadar uğurladık. Ferit, sessiz, sakin, kendi halinde bir arkadaşımızdı, öğretmen başta olmak üzere kimse ondan böyle bir çıkış beklemiyordu. Arkadaşımızın babasının hayatta olmadığını biliyor, fakat ölüm nedenini bilmiyorduk. Ferit’in babasını çok sevdiği belliydi. Bu dışa vuruş, onun babasının yokluğunu kabullenemediğinin isyanı, delikanlılık gururuna dokunduğundan ileri gelen bir öfke patlamasıydı. Sevginin isyana dönüşmesinin, babasız geçen yılların zorluluğunun sahnesiydi bu olay. Sınıfça Ferit’in içinde kopan fırtınanın şahidi olmuştuk ister istemez. Ferit sınıftan çıkınca biz önümüze eğilerek kompozisyonumuzu yazmaya başladık, öğretmenimiz de yerine oturdu, sınıfa ölüm sessizliği çökmüştü…45 dakikanın nasıl geçtiğini fark etmedik, zil çaldı. Genelde zil çalınca şen şakrak, hızlı bir şekilde sınıftan koşarak çıkardık. Bu sefer kimse acele etmiyordu, sınıfta ses soluk yoktu. Yavaşça toplanıp koridora çıktık, adımlarımız ağır, yüzümüz gülmüyordu. Okulumuz iki katlı “U” şeklindeki bir binaydı, edebiyat sınıfı okulun birinci katında “U” şeklinin bir ucundaydı. Edebiyat dersinden sonra matematik dersimiz vardı, o da “U” şeklindeki okulun aynı katında, fakat edebiyat sınıfının tam karşısında diğer ucundaydı. Topluca matematik dersinin olacağı sınıfa ilerledik, kimsenin ağzını bıçak açmıyor, herkes derin bir düşünce içindeydi. Zaten sözün bittiği yerdi, Ferit arkadaşımızın yaptıkları. Onun dedikleri karşısında kim ne diyebilirdi ki? Matematik sınıfına geldiğimizde sınıftan henüz çıkmamışlardı. Ferit, çantasını pencerenin dibine koymuş, kendisi kalorifere yaslanmış bizi bekliyordu. Bir ders boyunca orada durmuş olsa gerek… Her sınıfta olduğu gibi bizim sınıfımızda da haylaz, yaramaz arkadaşlarımız vardı. Her durumdan vazife çıkarıp, her şeyle dalga geçen, arkadaşlarıyla alay etmeyi alışkanlık haline getiren bu arkadaşlar dahi sessizdi. Söz konusu “baba” olduğunda herkes kendine çeki düzen vermiş, arkadaşlarını kırmak, üzmek, kanayan yarasına tuz biber ekmek istemiyorlardı. Bir çocuk kaç yaşında olursa olsun babaya ihtiyaç duyar. Baba çocuk için güvenli bir liman, sırtını verebileceği dayanaktır. Babalarımızın hayatımızdaki yeri başkadır, bunu hepimiz biliyorduk. “Babalar çınar gibidir, gölgesi yeter” derler. Ferit arkadaşımızın ilkbahar ve sonbaharda yağan yağmurdan, esen rüzgârdan, kışın kar fırtınasından, yazın ise sıcaktan koruyan ‘çınarı’ yoktu. Onun kalbinde kimsenin tamir edemeyeceği bir burukluk, kimsenin telafi edemeyeceği bir eksiklik vardı. Derdine derman olmak isterdik, ama nasıl? Bu olay hepimizin kalbinde derin bir iz bırakmıştı. Ferit hepimize bir hayat dersi vermiş, hayatın acımasız, merhametsiz yüzünü hatırlatmıştı bize. Bazen öğretmenlerin yapamadığını öğrenciler yapıyorlar. Bu olaydan sonra arkadaşımıza farklı bir gözle bakmaya başladık, sessiz sakin yapısının arkasında saklı olan duygularını ortaya döken ve bir nevi babasına, babasının hatıralarına sahip çıkan Ferit sınıfta saygı uyandırmıştı. 

 

         O günden sonra günler, haftalar, aylar, yıllar geçti… Geçip giden yıllar hayatımızdan birçok şeyi alıp götürmekle birlikte bize birçok şey ekledi. Hayat kaldığı yerden devam etti. O günden sonra lise yıllarında bir daha baba ile ilgili kompozisyon yazmadık, bu konu o gün kapanmıştı hem öğretmen hem de bizim için. Fakat yetim arkadaşımızın kalbindeki yara, yaşanmışlıklar asla hafızalardan silinmeyecekti… Bizi geçmişe götüren anılarımız, geleceğe götüren hayallerimizdir, derler. Babalar Günü denince anılarım beni hep o güne ve Ferit arkadaşıma götürüyor. Umarım arkadaşım Ferit de hayalleri doğrultusunda geleceğe gitmiş ve hayallerine ulaşmıştır. Bugün arkadaşımın nerede olduğunu, ne yaptığını bilmiyorum. Umut ediyorum ki, arkadaşım ailesi ve çocuklarıyla birlikte mutlu bir hayat sürüyordur… Bu yazım Ferit arkadaşıma selam olsun!            

 

admin

Haber Editörü

admin

admin@tum1haber.com
Yorum Yorum Ekle

Bingöl’de aranan 5 şahıs yakalandı, 33 şüpheli hakkında işlem başlatıldı

Adıyaman Kadın Platformu’ndan ‘Dünya Kadınlar Günü’ açıklaması: ‘Yoksulluğa ve şiddete karşı mücadeleyi büyütüyoruz’ - Videolu Haber

Z Doğa Derneği Bursa'da kadın başkana emanet

Bursa Yıldırım'da Deliçay artık daha güvenli

Konyalı genç bisikletçiden çifte şampiyonluk

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Baki: Yakıt depolarına saldırılar kimyasal savaş niteliğinde

Rusya’nın yeni uzun menzilli füzesi Ukrayna’da askeri hedefleri vurdu

Artvin’in kurtuluşunun 105. yılında Bursa’da 2 bin kişilik dev iftar

İran Devrim Muhafızları: Operasyonların kapsamı ve derinliği artırılacak

Ordu’da 3. Yaş ve Anne Üniversitesi işbirliğiyle büyüyor

Trabzon'da 18 ilçede yol altyapısı güçleniyor

Yalova’da fahiş fiyat denetimi: 313 firma ve 22 bin 847 ürün kontrol edildi

İstanbul'un ilk camisinde "Tekne Orucu" programı

Sağlık-Sen Şube Başkanı Çelik: ‘Kadınlarımızın haklarını korumaya devam edeceğiz’

İYİ Parti Kurucu İl Başkanı Kenan Doğan: ‘Kadın güçlenmeden toplum güçlenmez’

Bursa Osmangazi'de baharı müjdeleyen atölye

YENİ ORTAÇAĞ VE YENİPAPALAR

Nazilli'de 8 Mart'ta kadınlardan dayanışma ve eşitlik çağrısı

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞININ ÖNEMİ

Japon eğitim heyeti Türkiye’nin PISA başarısını yerinde inceledi

Ağrı'nın gururu Berat Çelik Rize’de şampiyon oldu

Bursa Nilüfer'in sokağında Artvin rüzgarı

Karaöz Balıkçı Barınağı Projesi İçin Şeffaflık Çağrısı

Cornelia Diamond’da Golf Heyecanı

HÜDA PAR'lı Çelik'ten 8 Mart mesajı: Kadının gerçek özgürlüğü İslam'dadır

Bakan Göktaş, New York'ta temaslarda bulunacak

Bursa Osmangazi'de gönüller 'aşkla' buluştu

Siyonist rejimin Gazze’ye saldırılarında şehit sayısı 72 bin 126’ya yükseldi

Şiddetli yağışlar Avustralya’yı vurdu: “Her yerde timsah var. Lütfen suya girmeyin” uyarısı

Av. Esma Atar’dan 'Dünya Kadınlar Günü' mesajı: ‘Kadınların mücadelesi eşitlik ve adalet simgesidir’ - Videolu Haber

Yükleniyor

loading
Haberi Sesli Oku

Arz TV’de Ramazan Bereketi: Nureddin Gül’den Çarpıcı Erzurum ve Dünya Analizi

Dünya bahçesinin çiçekleri olan kadınlarımızın günleri kutlu olsun…

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

KAR YAĞIŞI KESİLDİ GOL YAĞIŞI BAŞLADI

Gazeteciler Basın Birliği Genel Başkanı Kerem Altın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla mesaj yayımladı…

FIS SBX Snowboard Dünya Kupası, Palandöken Kayak Merkezi’nde start aldı…

ERZURUMSPOR FK’DAN KUPADA 4 GOLLÜ GALİBİYET...

Vekil sayısı çokluğuyla yada yokluğuyla neyi ifade etti ki?

OLTU’YA DEV YATIRIM: MODERN SPOR SALONU İÇİN İMZALAR ATILDI!

Sağlıkta Türkiye Yüzyılı Vizyonuna Önemli Katkı: Atatürk Üniversitesi, Sağlıkta Yapay Zekâ Patentlerinde Türkiye’nin Zirvesinde…

Ordu’da 3. Yaş ve Anne Üniversitesi işbirliğiyle büyüyor

Japon eğitim heyeti Türkiye’nin PISA başarısını yerinde inceledi

Liseli öğrencilerden 8 Mart farkındalığı

Geleceğin tarımı okul bahçesinde yeşeriyor

Yabancı öğretmenlere Türkçe yeterlilik şartı getiriliyor

Ramazan Sokağında bilim yolculuğu

Miniklere yangın güvenliği eğitimi

Karaman il eğitim değerlendirme toplantısı, Bakan Tekin'in başkanlığında yapıldı

Bursa'da milli değerler ve modern yaklaşımlarla çocukları yarınlara hazırlıyor

İstanbul Maltepe'de dayanıklı bina modelleri inşa ettiler

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 25 19 2 4 41 61
2.FENERBAHÇE A.Ş. 24 15 0 9 31 54
3.TRABZONSPOR A.Ş. 24 15 3 6 20 51
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 25 13 5 7 15 46
5.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 25 12 7 6 17 42
6.GÖZTEPE A.Ş. 25 11 5 9 10 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 24 7 6 11 -2 32
8.KOCAELİSPOR 24 8 10 6 -4 30
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 24 7 9 8 -10 29
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 24 6 9 9 -4 27
11.CORENDON ALANYASPOR 24 5 8 11 -4 26
12.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 24 6 12 6 -6 24
13.HESAP.COM ANTALYASPOR 24 6 12 6 -14 24
14.TÜMOSAN KONYASPOR 24 5 11 8 -10 23
15.İKAS EYÜPSPOR 24 5 12 7 -16 22
16.KASIMPAŞA A.Ş. 24 4 12 8 -15 20
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 24 3 10 11 -25 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 24 3 17 4 -24 13

YAZARLAR