16720,34%2,29
43,58% -0,03
51,99% 0,79
7118,61% 2,53
11665,04% -0,82
ABD’li finansçı Jeffrey Epstein’e ait belgelerin kamuoyuna yansıması, yalnızca Amerika’da değil, Avrupa genelinde de siyasi ve hukuki tartışmaları beraberinde getirdi. Belgelerde geçen isimler ve ilişkiler, birçok ülkede “hesap verilebilirlik” çağrılarını güçlendirirken, Norveç bu tartışmaların en sıcak adreslerinden biri haline geldi.
Norveç’te muhalefet partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, Epstein dosyalarının ardından üst düzey siyasi figürlerin hukuki dokunulmazlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu çağrıların merkezinde ise ülkenin eski başbakanlarından biri olan Thorbjørn Jagland bulunuyor.
Norveç makamları tarafından yapılan resmi başvuru kapsamında, Thorbjørn Jagland’ın dokunulmazlığının kaldırılması talebi Avrupa Konseyi’ne iletildi. Başvurunun, 11 Şubat’ta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında gündeme alınması bekleniyor.
Söz konusu talep, yalnızca ulusal bir hukuki süreç olarak değil, aynı zamanda uluslararası kurumların şeffaflığı açısından da önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Sürecin kabul edilmesi halinde Jagland hakkında hukuki inceleme yapılmasının önü açılacak.
Thorbjørn Jagland, Norveç’te başbakanlık ve dışişleri bakanlığı görevlerinin yanı sıra uzun yıllar Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği görevini yürüttü. Bu nedenle hakkında başlatılan dokunulmazlık tartışması, yalnızca Norveç iç siyasetini değil, Avrupa’daki uluslararası kurumların dokunulmazlık sınırlarını da yakından ilgilendiriyor.
Uzmanlara göre, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden çıkacak karar, gelecekte benzer konumda bulunan isimler için emsal teşkil edebilir.
Epstein belgelerinin ardından Norveç kamuoyunda “geçmiş görevler, bugünkü sorumlulukları ortadan kaldırır mı?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. Medya ve sivil toplum, sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğini vurgularken, siyasi baskının önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin vereceği karar, hem Jagland’ın hukuki statüsünü hem de Epstein dosyaları sonrası Avrupa’daki siyasi hesaplaşmaların yönünü belirleyecek kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.