16696,42%-1,65
43,85% 0,04
51,82% 0,31
7342,32% 0,87
11845,61% 0,03
Padişah hırkası giymişsiniz, kibir kötüdür diyorsunuz. O hırkanın ağırlığı sizi ezmiyor ama nedense başkalarının omzundaki en ufak özgüven size batıyor. Kendinizi merkeze koyup herkese tevazu anlatıyorsunuz. Bu nasıl bir ironi? İnsan önce aynaya bakar, sonra vaaz verir.
Kula boyun eğmişsiniz, Allah büyüktür diyorsunuz. Güç kimdeyse onun yanında hizaya geçip, zayıfa gelince aslan kesiliyorsunuz. İnancı slogan yapıp menfaati pusula haline getirmişsiniz. Oysa büyüklük, güçlüye yanaşmakta değil; doğru yerde durabilmektedir. Ama doğru yerde durmak cesaret ister. Cesaret ise kiralık olmaz.
Bu toplum çok şey gördü. Aynı cümleyi kırk farklı ağızdan duydu. “Ahlak”, “erdem”, “inanç”, “tevazu” kelimeleri o kadar hoyratça kullanıldı ki artık içleri boşaldı. Çünkü insanlar kelimelere değil, hayata bakıyor. Söylediğinle yaşadığın arasında fark varsa, o fark büyüdükçe güven küçülüyor.
Bugün en büyük sorun fikir ayrılığı değil; karakter tutarsızlığıdır. İnsan hata yapabilir. Yanlış düşünebilir. Ama bir insan sürekli başka konuşup başka yaşıyorsa, orada artık hata değil tercih vardır. Ve tercih, kişiliğin imzasıdır.
Şeytan gibi yaşayıp evliya gibi görünmeye çalışmak belki bir süre işe yarar. Sosyal medyada alkış alırsınız. Çevrenizde birkaç kişi sizi “ne kadar düzgün insan” diye över. Ama hayat uzun bir maratondur; rol kesenler ilk virajda yorulur.
En büyük yanılgı şu: “Nasıl olsa kimse fark etmiyor.” Oysa herkes fark ediyor. İnsanlar susuyor olabilir ama hafızaları çalışıyor. Güven bir kez kırıldığında tamir edilmesi en zor şeydir. Ne makam onarır onu, ne para, ne de süslü cümleler.
Bugün toplumun asıl yorgunluğu ekonomik değil sadece; ahlaki. Çünkü dürüst görünenin içinden başka biri çıkıyor. Tevazu anlatanın kibri tavan yapmış. İnançtan bahsedenin adaleti kendine kadar. Bu çelişki artık saklanmıyor.
Gerçek şu:
İnanç dilde değil davranışta belli olur.
Tevazu sözle değil tavırla anlaşılır.
Ahlak, kimse bakmazken yaptığındır.
Söylediğin ile yaşadığın arasında mesafe varsa, insanlar bunu görüyor. Ve o mesafe açıldıkça saygı azalıyor. İtibar, satın alınan bir elbise değildir; dikilen bir karakterdir. Karakteriniz yoksa, en pahalı hırka bile sizi kurtarmaz.
Sonuç basit: Kimse kusursuz olmak zorunda değil. Ama herkes tutarlı olmak zorunda. Çünkü bu çağın en büyük krizi yoksulluk değil; samimiyetsizliktir. Ve samimiyet kaybolduğunda geriye sadece rol yapan insanlar kalır. Rol bittiğinde ise alkış da biter.
