16585,73%-1,05
43,92% 0,12
51,91% 0,09
7434,92% 1,41
11883,52% 0,57
Toplum olarak tuhaf bir döneme girdik. Kimse yamayı sevmiyor ama herkes şık görünmek istiyor. Kimse çalışmayı istemiyor ama herkes kazanmak istiyor. Kimse üretmek istemiyor ama herkes tüketmekte yarışıyor.
Eskiden bir söz vardı: “Emeksiz yemek olmaz.”
Şimdi yeni versiyonu yürürlükte: “Yamamayınca giyilmez, yalamayınca doyulmaz.”
Bu söz kaba gibi durur. Rahatsız eder. Ama zaten gerçekler de rahatsız eder.
Bugün birçok yerde başarı; alın teriyle değil, eğilip bükülmeyle ölçülüyor. Ter döken değil, dil döken kazanıyor. Üreten değil, öven yükseliyor. İnsanlar artık iş yaparak değil, birilerine yanaşarak ilerliyor.
Ve en acısı şu:
Bu durum kimseyi şaşırtmıyor.
Yama bir onarım işidir. Eksik olanı kapatır. Sabır ister. Ustalık ister. Emek ister.
Ama biz artık yamayı değil, etiketi konuşuyoruz.
İçine bakmadan dışını alkışlıyoruz.
Bir toplum düşünün:
Çalışkan insan “enayi” diye anılıyor.
Dürüst insan “saf” sayılıyor.
Eğilmeyen insan “uyumsuz” ilan ediliyor.
Oysa asıl mesele şu:
Bir şeyi yamayı bilmiyorsak, onu taşımayı da hak etmiyoruz.
Bugün birçok kurumda, birçok makamda, birçok vitrinde şunu görüyoruz:
Yamayanlar değil, yalayanlar önde.
Bu kadar açık.
Eskiden para kazanmak için iş yapılırdı.
Şimdi ilişki kurmak yetiyor.
Eskiden bilgi değerliydi.
Şimdi biat değerli.
Yalakalık; modern çağın en hızlı terfi mekanizması haline geldi. Çünkü risk yok. Çünkü bedel yok. Çünkü sorumluluk yok.
Birilerine sürekli hak vererek, her söze “doğru” diyerek, her yanlışı alkışlayarak konforlu bir yükseliş mümkün.
Ama bu düzenin bir faturası var:
Toplumsal çürüme.
Bugün birçok insanın kafasında şu denklem var:
Çalışırsam yorulurum.
Dürüst olursam zorlanırım.
Eğilirsem kazanırım.
Bu denklem yaygınlaştıkça, toplumun omurgası eğiliyor.
Oysa mesele basit:
Yama yapmadan kıyafet taşınmaz.
Çaba göstermeden rızık büyümez.
Onur olmadan başarı kalıcı olmaz.
Gerçek başarı şunları ister:
Sabır
Emek
Disiplin
Karakter
Sorumluluk
Ama biz kolay yolu seçtik.
Kolay yol kısa sürer.
Kısa yol uzun vadede duvara çıkar.
Toplumun asıl sorunu fakirlik değil.
Asıl sorun; emeğin değersizleşmesi.
Bir ülkede yalakalık yükselme aracıysa, liyakat sürgündedir.
Bir yerde karakter değil, yakınlık prim yapıyorsa, orada adalet dekor olur.
Sonuç mu?
“Yamamayınca giyilmez, yalamayınca doyulmaz” sözü aslında bir halk tokadıdır.
Rahatsız edici ama gerçek.
Ya yamayı öğreneceğiz.
Ya da yalamayı normalleştireceğiz.
Seçim topluma ait.
Ama unutmayalım:
Yama sabır ister.
Yalakalık hız kazandırır.
Biri karakter inşa eder.
Diğeri sadece koltuk doldurur.
