Bir zamanlar bayramlar, takvimdeki sıradan bir gün değil, kalbimizin attığı gündü…
Şimdi sorsan çocuklara, "Bayram ne?"
Belki sadece “tatil” der, belki “tablet zamanı”…
Ama biz biliriz.
Bayram; mahallede sabah ezanıyla başlayan heyecandı.
Annemiz, bayram sabahına özel o güzel sesiyle “Kalk evladım, bayram namazına geç kalacaksın,” derdi.
Baba tıraş olurdu. Yeni gömlekler giyilirdi.
Evde tel tel dökülen baklava, sabaha kadar taş fırında pişmiş börek kokusu…
O koku hâlâ burnumda.
Şimdi çocuklar bayram sabahı bile geç kalkıyor.
El öpmek “eski moda” oldu, ziyaretler “yoğunluktan iptal”…
WhatsApp’tan gönderilen birkaç mesaj, geçmişin sokaklarında koşan neşeli çocukları unutturuyor.
Eskiden bayramlar; kavuşmaktı, helalleşmekti, küslerin barıştığı, hanelerin dolup taştığı günlerdi.
Şimdi evler sessiz, sokaklar kimsesiz…
Eskiden mendillerimiz dolardı şekerle, şimdi kalplerimiz boş kalıyor sevgiden.
Bayramların tadı kalmadı çünkü biz bayramın ruhunu terk ettik.
Oysa hâlâ geç değil.
Bir selamla başlar her şey, bir kapı ziliyle uyanır anılar.
Bayramı yeniden eski bayram yapan biziz, biz olacağız.