Tarih boyunca büyük imparatorlukların, devletlerin ve milletlerin inşasında doğal kültürel sentezler yaşanmıştır. Ancak modern çağın emperyalist aklı, ulus inşasını yapay bir proje olarak ele alıp halkları zorla tek kalıba sokmaya çalışmaktadır. Bugün Ortadoğu’da, özellikle Türkiye, Suriye, Irak ve İran hattında sahte bir Kürt ulus kimliği oluşturmak için yürütülen projeler tam da bu türden bir asimilasyon mühendisliğidir. Kurmançlar üzerinden kurgulanan bu sözde kimlik, bölgedeki Soraniler, Goraniler, Zazalar, Ezidiler ve daha pek çok farklı halkı yok sayarak inşa edilmek isteniyor. Avrupa ve Batı, insan hakları kisvesi altında her meselede sözde hassasiyet gösterirken, burada yaşanan kültürel soykırıma gözlerini kapamaktadır.
Kürtçülük projesinin temel amacı, bölgede homojen bir nüfus yapısı yaratıp, Batı destekli bir devlet inşa etmektir. Bunun için yıllardır bölgenin gerçek halklarını sindirmek, kültürel ve dilsel erozyona uğratmak ve onları Kürt kimliği altında eritmek için çeşitli stratejiler uygulanmaktadır. Kürt olmayan halkların dillerinin eğitimden, medyadan, kültürel çalışmalardan dışlanması bunun en bariz örneğidir. Bugün Zazaca ve Soranca’nın unutulmaya yüz tutması, Ezidilerin asimilasyona zorlanması, farklı etnik grupların "Kürt" çatısı altında eritilmesi tamamen bilinçli bir politikanın sonucudur.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, bölgedeki bu emperyalist mühendislik oyunlarına karşı farkındalık oluşturmak zorundadır. Anadolu’nun bin yıllık kültürel mozaiği içerisinde, etnik grupların inançlarını, dillerini ve kültürel varlıklarını koruyabilmek için devlet aklının bu projeleri doğru okuması gerekmektedir. Türkiye’nin stratejik olarak bu halkları koruyucu adımlar atması hem insani bir sorumluluk hem de ülkenin geleceği açısından zorunluluktur.
Bu tür oyunlar sadece Doğu ve Güneydoğu’da değil, geçmişte Karadeniz’de de sahnelenmek istenmişti. Gürcüler, Lazlar, Mohtiler ve Türk aşiretlerinin yüzyıllardır bir arada yaşadığı Karadeniz’de Pontus kimliği yaratılmaya çalışılmıştı. Amaç, bölgedeki halkları birbirine düşürmek, tarihten koparıp bir yapay kimliğe mahkum etmekti. Ancak Karadeniz halkının feraseti ve güçlü milli bilinci sayesinde bu plan tutmadı. Doğu’da da benzer bir uyanışa ihtiyaç var.
Türkiye Cumhuriyeti, hem bölgesel dengeler açısından hem de kendi içindeki toplumsal yapıyı korumak adına, bu yapay ulus inşası projelerine karşı durmalı ve bölgenin gerçek halklarını koruyacak politikalar geliştirmelidir. Anadolu’nun farklı etnik grupları, yüzyıllardır Türk milleti çatısı altında varlıklarını sürdürebilmiştir. Şimdi bu birlikteliği bozmak isteyenlere karşı, tarihimize, kültürümüze ve coğrafyamıza sahip çıkmak zorundayız. Aksi takdirde, emperyalist aklın sınırlarımızı yeniden çizme hayali, sadece haritalarda değil, toplumsal dokumuzda da büyük yaralar açacaktır.