Hayırdır! Bu barışın nesinden rahatsız oldunuz ki?
Kaç zaman oldu hatırlayanınız var mı bilmem ama hemen her gün büyük bir korkuyla, acıyla ve hatta “acaba sıra nerede” beklentisiyle yaşadığımız şantiye veya köy baskınlarını duymaz olduk değil mi? Durdurulan ve yakılan otobüslerin, basılan karakolların, canlı bombalar ile havaya uçurulan kalabalıkların ve hatta hatta öğrencilerinin gözü önünde şehit edilen Aybüke’ lerimizin tekrarı yaşanmıyor ülkemizde.
Farkında mısınız bilmem ama kurtarılmış bölgeler yok artık! Her hangi bir alan kimselerin özelliğinde veya özerkliğinde değil.
Vatanımızın her karış toprağı bir bütün olarak, tek bir bayrak ve tek bir devletin halklarının, yine kendi kültür ve yaşam biçimleriyle hayat bulduğu, öz yurdu olarak işlem görüyor.
Hani bir zamanların İzmir’in göbeğinde şalvarıyla Efe diye anılan Ayşe Çavuş’un, Urfa’nın yüreğinde Kız Fatma’nın, Trabzon Meydan’da Fadime’nin, Erzurum Tabyalarında Kara Fatma’nın sonrasında gelenlerin çocukları olan Ahmet’ler, Mehmet’ler, Hasan ve Hüseyin’lerin yaşadığı…
İşte bugün bayramda birbirimize sarıldığımız, aynı toprakların kader birliği yapmış insanları olarak.
Kan davası gütmeden; sen - ben diye ayrışmadan, biz olarak yol yürüdüğümüz…
Çok değil, daha dün; sağ-sol diye bizi ayrıştıranların, daha birkaç yıl öncesinde aynı sokakta yaşayan komşulara Alevi-Sünni diye isim verenlerin ve hatta sanki de daha birkaç saat öncesinde “biz bu oyunu bozar, bu masayı da dağıtırız” haykırışlarıyla salyalarını akıtanların amaçlarının bizim iyiliğimiz olduğunu mu zannediyorsunuz?
Hiç bu soruyu önce kendinize, sonrasında da “biz bu oyunu bozar, bu masayı dağıtırız” diye salya akıtanlara sormadınız mı?
“Siz bu barışın nesine karşı çıkıyorsunuz ki?”
Durdurulmak istenilen bu kanın akması, kimin ne işine yarar? Diye…
Unutur muyuz zannediyorsunuz dün yaşanılanları ama yarınlarımız için başka yol mu var?
Yarın başka Aybüke’ler olmasın diye, başka Ahmet’ler otobüslerden indirilmesin diye, başka Mehmet’ler canlı bombaların arasında kalmasın diye, başka Gaffar Okan’larımız pusuya düşürülmesin diye başka Süleyman’larımız ilk olmasın diye değil midir bu adımlar?
Bugün bayram!
Bu bayramı daha nice bayramlarla, dünü unutmadan ama yarınlarımıza da kurban vermeden yaşamak varken, birilerinin ideolojik kinleriyle, siyasi kan davası gütme amaçlarıyla ve ağızlarından akıtılan kanlı salyalarıyla yeniden harekete geçirmenin ve açılan bu temiz sayfayı pisletmenin ne anlamı var?
Şu anda gelecek sınavının son aşamasındayız ve önümüzde sadece iki şıkkımız var.
Ya, yarınlarımıza bu atılan barış adımlarıyla; daha güçlü, daha sağlıklı, refah seviyemiz ve ekonomimiz daha iyi bir şekilde yeni bir Türkiye yüz yılına hep birlikte koşacağız.
Ya da, bir takım karanlık ellerin perde ardında saklanarak yanı başımızda bizimle yaşayan maaşlı elemanlarının “biz bu oyunu bozar, bu masayı dağıtırız” naralarıyla özledikleri kanlı günlere geri döneriz.
Sıkıntı yok; bizde Aybüke’ler tükenmez, Okan’larımız bitmez ama
Tekme atılarak bozulacak, dağıtılacak bu masa sonrasında acaba sıra kimde olacak?
Hangimizin “can”ı yanacak, hangi hanenin “can”ına pusu kurulacak onu bekleyelim…
Biz dünü unutmadık, unutamayız da; ama merak ettiğimiz ve gerçekten cevabını öğrenmek istediğimiz şu sorumuza da cevap verin bari.
Siz bu barışın nesinden rahatsız oldunuz?