Menü TÜM 1 HABER
Hadi Önal

Hadi Önal

Tarih: 24.12.2023 13:25

MANKURTLAŞMA VE MANKURTİZM

Facebook Twitter Linked-in

Doğumunun 95. Yılında saygı, özlem ve şükranla andığımız, eserleri 170 dile çevrilen,
Shakespeare ve Tolstoy’dan sonra dünyada en çok okunan büyük Türk yazarı Cengiz
Aytmatov, Mankurt ve Mankurtlaşma sözünün telâffuzu ve anlamı dünya edebiyatına
kazandıran kişidir. Aytmatov’un, “Gün Olur Asra Bedel” romanında yer verdiği bu söz bir
Kırgız efsanesinde geçmektedir. Yazar, mankurtlaşmayı ölüme dahî rahmet okutan bir son
olarak tanımlar. Peki, nedir  mankurtlaşma?
Efsaneye göre Kırgızların komşusu ve can düşmanı olan Juan-Juanlar [tarihte bizim
Cücenler (Avarlar) olarak tanıdığımız kavim] son derece gaddar ve acımasızdır. Cücenler, her
fırsatta komşu kabilelere, oymaklara baskınlar düzenlemekte bu saldırı ve baskınlarla ortalığı
cehenneme çevirip; yakıp yıkmakta, yağmalamaktadırlar. Cücenler, bütün bunlarla da
yetinmeyip alıp götürdükleri genç tutsakları mankurtlaştırarak ölünceye kadar kendilerine
köle yapmaktadırlar.
Cücenler’in geliştirdikleri ve genç tutsaklar üzerinde uyguladıkları özel bir metot
vardır. Esir gençlerin önce kafa derileri yüzülür; yeni kesilmiş deve derisinden bir parça
alınarak esir gençlerin kazınan başlarına dikilir.
Gençler, başlarını yere sürtmesinler diye de boyunları bir ağaç kütüğü ile
sağlamlaştırılır. Elleri bağlı, aç-susuz kızgın güneşin altında bırakılan gençlerin başlarına
geçirilen taze deve derisi, güneş altında kuruyup çekildikçe dayanılmaz bir acı verir. Alttan
gelen saç kılları, kalın deve derisinden geçemeyerek geri döndüğünde esir gençler için
derilerinin yüzülmesinden daha büyük yeni bir işkence başlar. Gençlerden çoğu bu işkenceye
ve acıya dayanamayarak ölürler. Ancak; bütün işkence ve acılar karşısında şuurunu
kaybetmenin dışında hayatta kalabilenler de vardır. Hayatta kalabilen kişi artık bir
“Mankurt”tur. Kim olduğunu, kimliğini, soyunu, anasını, babasını, çocukluğunu ve kedi
kültürünü bilmeyen gencin; efendisine bağlılığından ve onun emirlerini yerine getirmekten
başka hiçbir gayesi yoktur.
İşte, “Nayman Ana Efsanesi”nde geçmişini unutan, ailesini, mensup olduğu milleti
ve kendi değerlerini bilmeyen, bedeniyle efendisinin buyruğu altına girmiş, efendisine
hizmetin ötesinde yaşama gayesi olmayan Yolaman adlı bir gencin ve annesinin dramı
anlatılmaktadır.
Cücenler, Nayman Ana’nın yetişkin oğlu Yolaman’ı tutsak edip götürmüşler ve
mankurtlaştırmışlardır... Oğlunun yaşadığını öğrenen Nayman Ana, onu bulup geri getirmeye
kararlıdır. Nayman Ana, cins devesi Akmar’a binerek bozkırda günlerce evlâdını arar.
Nihayet onu bulur. Yolaman, efendisinin develerini gütmektedir. Efendisinin getirdiği azıkla
beslenen oğlunu gören Nayman Ana’nın içi parçalanır. Oğlunu yalnız yakalama fırsatı bulan
Nayman Ana, onu bağrına basar. Ona; adını, kendisini, babasını, boyunu, soyunu anlatmaya
çalışır: “Adını hatırla oğlum. Mankurt değilsin sen, Yolaman’sın. Babanın adı
Dönenbay, babanı hatırla. Beni hatırla ben senin annenim…” der. Oğul, boş gözlerle
bakar Nayman Ana’ya. Hiçbir şey hatırlamaz. Hiçbir tepkide bulunmaz. Nayman Ana,
karnında taşıdığı, canından bir parça olarak doğurduğu, emzirdiği, büyüttüğü, nice acı ve
sevinçlerinin meyvesi olan biricik oğlunun böyle bir saman çuvalı gibi hissiz oluşu ve
hareketsizliği karşısında kahrolur. Çaresizdir. Çocukluğundaki gibi ninniler söylemeye başlar
oğluna. Mankurt oğul, etkilenir bu ninnilerden. Nayman Ana ümitlenir, heyecanlanır. Bu

durum birkaç gün devam eder. Ancak, Nayman Ana bir gün, oğlunun efendisine yakalanır.
Efendi, kesin emir verir kölesine: “Karşısına çıkacak yabancı kim olursa olsun onu
öldür!”
Nayman Ana’nın son gördüğü oğlunun kendisine doğru yönelttiği yay ve ok olur.
Köle, efendisinin buyruğunu yerine getirmekte bir an bile tereddüt etmeden oku, annesinin
kalbine saplar.
Efsaneye göre; zavallı Nayman Ana’nın rûhu bir kuş olur ve sürekli olarak Cücenlerin
mankurtlaştırdığı biricik oğlunun başının üstünde durmadan döner. Dönerken de devamlı
olarak: «Senin atan Dönenbay! Senin atan Dönenbay! Dönenbay…» diye tekrarlar durur.
Bundan dolayı da havada çember çizerek dönen bu kuşa, «Dönenbay» adı verilir.
Tarihine küsen, geçmişini unutan, ailesine, mensup olduğu milletine ve öz değerlerine
yabancılaşan; onları inkâr eden, bedeniyle ve rûhuyla buyruğu altına girdiği efendisine
yaranmanın ötesinde yaşama gayesi olmayan ve olamayacak insanları ve o insanların mensup
oldukları milletleri uyarmak için kaleme alınan bu efsaneden alınacak o kadar çok ders var
ki…
Hadi ÖNAL/ELAZIĞ


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —