9484,26%-0,41
38,00% 0,25
41,98% 0,11
3808,28% 0,31
6163,56% 0,00
Gökmen Küçükçalık
Türk siyaseti, her zaman sürprizlere gebe olmuştur. Ancak önümüzdeki seçim, sadece adaylar açısından değil, sistemin yeniden şekillendirilmesi noktasında da kritik bir dönemeç olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar aday olamayacağı kesinleşmiş durumda. Mevcut anayasal çerçeve, üçüncü kez adaylık için ya Meclis’in erken seçim kararı almasını ya da anayasa değişikliğini gerektiriyor. Böyle bir gelişmenin olmayacağını varsayarsak, Erdoğan sonrası siyasi denklemi konuşmak gerekiyor.
Muhalefet cephesinde ise büyük bir kırılma yaşanıyor. Seküler kanatta, Batı’nın onayına mazhar olmuş, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) perspektifine uygun “mülayim bir lider” ihtiyacı devam ediyor. İşte tam da bu noktada Ekrem İmamoğlu, küresel seküler düzenin temsilcisi olarak öne çıkarılıyor. Ancak bu modelin Türkiye’de ne kadar karşılık bulacağı tartışmalı. Çünkü milletin vicdanında ve hafızasında, dayatma siyasetçilerin nasıl bir sonuç doğurduğu çok iyi biliniyor.
Öte yandan, Türk milliyetçilerinin içinden çıkan ve bağımsız bir şekilde Cumhurbaşkanlığı’na aday olan Ahmet Yılmaz, bambaşka bir hikâye sunuyor. Türk milliyetçileri, yıllardır bir aday çıkarmak yerine ya sağın ya da seküler kanadın adaylarını desteklemek zorunda bırakıldı. Bu kez ise kendi seslerini duyurmak, doğrudan milletten yetki almak istiyorlar. Ahmet Yılmaz, bu noktada bir seçenek mi, yoksa bir dönüşüm mü? İşte asıl soru burada yatıyor.
Peki, bu tablo neyi işaret ediyor?
1. Erdoğan sonrası AK Parti: Partinin başına kim geçerse geçsin, Erdoğan gibi güçlü bir figür olmadığı sürece, kitleleri aynı heyecanla sandığa götürmek zor olacak. AK Parti’nin adayının belirlenmesi, seçimin en kritik aşamalarından biri olacak.
2. İmamoğlu’nun stratejisi: Kendisini “halkçı ve demokrat” bir lider olarak pazarlasa da, aslında küresel sistemin yeni yüzü olmaktan öteye geçemiyor. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hikâyesi, biraz Makronvari bir figür yaratma çabası gibi duruyor. Ancak Türk halkı, küresel projelerin dayattığı figürlere karşı hep şüpheyle yaklaşmıştır.
3. Ahmet Yılmaz ve Türk milliyetçileri: Türk siyaseti, milliyetçi bir cumhurbaşkanı adayı görmeye alışık değil. Ahmet Yılmaz’ın adaylığı, sadece bir isim değişikliği mi, yoksa gerçekten sistemde köklü bir kırılma mı yaratacak, bunu önümüzdeki süreç belirleyecek. Eğer milliyetçi seçmen blok halinde bu adaya yönelirse, Türkiye siyasetinde yeni bir eksen doğabilir.
Sonuç olarak, Erdoğan sonrası Türkiye’nin siyasetinde taşlar yeniden diziliyor. Küreselcilerin tercihi olan İmamoğlu mu, yoksa Türk milliyetçilerinin yeni aktörü Ahmet Yılmaz mı öne çıkacak? En büyük soru işareti burada. Ancak bir gerçek var ki, Türkiye bu seçimle birlikte yeni bir döneme girmek zorunda kalacak.
Siyasetin labirenti bu kez daha karmaşık, ama çıkış yolu yine milletin iradesinde.